Activity

Eminönü eski İstanbul turu

Download

Trail photos

Photo ofEminönü eski İstanbul turu Photo ofEminönü eski İstanbul turu Photo ofEminönü eski İstanbul turu

Author

Trail stats

Distance
7.98 mi
Elevation gain
358 ft
Technical difficulty
Easy
Elevation loss
413 ft
Max elevation
161 ft
TrailRank 
38
Min elevation
-32 ft
Trail type
One Way
Moving time
3 hours 33 minutes
Time
9 hours 28 minutes
Coordinates
1862
Uploaded
November 22, 2023
Recorded
November 2023
Be the first to clap
Share

near Eminönü, İstanbul (Türkiye)

Viewed 47 times, downloaded 0 times

Trail photos

Photo ofEminönü eski İstanbul turu Photo ofEminönü eski İstanbul turu Photo ofEminönü eski İstanbul turu

Itinerary description

Eminönü eski İstanbul turu

Waypoints

PictographWaypoint Altitude 13 ft
Photo ofEminönü Motor iskelesi

Eminönü Motor iskelesi

Photo ofAhi Çelebi Cami Photo ofAhi Çelebi Cami Photo ofAhi Çelebi Cami

Ahi Çelebi Cami

Ahi Çelebi Camii, İstanbul'un Fatih ilçesindeki Eminönü semtinde bulunan bir camidir. Aynı zamanda 'Kanlıfırın Mescidi' ve 'Yemişçiler Camii' olarak da bilinir. Cami, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin arkasında, Zindan Han yakınında ve Yoğurtçular Sokağı'nda konumlanmıştır. Ahi Mehmet Çelebi tarafından inşa edilmiştir ve kaynaklarda adı Ahmed ve Mahmud olarak da geçmektedir, ancak genellikle Ahî Çelebi olarak anılmaktadır. Ahi Çelebi, Türk tabibi olarak İkinci Bayezit ve Yavuz Selim dönemlerinde yaşamış ve iki kez hekimbaşılık yapmıştır. Babası, dönemin ünlü hekimlerinden Tebriz veya Şirvan kökenli Mevlana Kemal'dir. Ahmet Çelebi, hekimlik eğitimini büyük ölçüde babasından almıştır. Yaşının doksanı geçmiş olmasına rağmen, hacdan dönerken Kahire'de vefat etmiş ve İmam Şâfiî'nin kabri yakınına defnedilmiştir. Cami, tarih boyunca 1539 ve 1653 yıllarında iki kez yanmış, 1892 depreminde büyük hasar görmüştür. Mimar Sinan'ın eserleri arasında gösterilen bu yapı uzun süre harap durumda kalmış, ancak 1990'lı yıllarda gerçekleştirilen bir restorasyonla eski ihtişamına kavuşmuştur. Özellikle Evliya Çelebi'nin "seyahat ya Rasulullah" rüyasını gördüğü cami olarak bilinir, bu özelliğiyle İstanbul folklorunda önemli bir yer tutar. Cami, dikdörtgen plan üzerine inşa edilmiş olup, ikişer kemerle desteklenen tek kubbelidir. Taş-tuğla yapımı olan caminin kubbe kasnağı demirden bir çemberle çevrilidir. Restorasyon sürecinde caminin minaresi de yenilenmiştir. İsmi Ahilikten geliyor. Evliya çelebi rüyasında kendini bu camide namaz kılarken görüyor. Peygamberin elini öperken şefaat ya resulullah diyeceğine seyahat ya resulallah diyor

Photo ofBekri mustafa türbesi. Photo ofBekri mustafa türbesi.

Bekri mustafa türbesi.

Eminönü'ndeki Tarih Vakfı binasının yanında, çelik kapılı iki fenerli bir yapı bulunmaktadır. Bu yapının kapısında, "Şeyh Abdürraif Şamadani Hazretleri" ve "Bekri Mustafa Hazretleri" isimleri bulunan iki mermer levha yer almaktadır. Bekri Mustafa, 4. Murat döneminin ünlü içkici olarak bilinir. Ancak zekâsı ve esprileri sayesinde 4. Murat'ın içki yasağına uymayanlar arasından sıyrılmış ve fıkralarıyla tanınmıştır. Bir anekdot, Bekri Mustafa'nın yoksul bir ölünün cenazesinde imamlık yapmasıyla ilgilidir. Cenazenin kulağına fısıldadığı espri, Bekri'nin dünyanın durumunu alaylı bir şekilde anlatır. Tarih Vakfı binasındaki yapıda, Bekri Mustafa'nın mezarının bulunduğu düşünülmektedir. Ancak, mezarın gerçekten Eminönü'nde mi olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bekri'nin yaşamına dair detaylar net olmasa da, birçok fıkra ve hikaye onunla ilgili dolaşmaktadır. Halk arasında, Bekri'nin yaşamına ve içkiyle olan ilişkisine dair çeşitli efsaneler bulunmaktadır. Bekri Mustafa'nın fıkraları 19. yüzyılda kitaplaşmaya başlamış ve Osman Cemal Kaygılı tarafından bir romanda anlatılmıştır. Bu fıkralar, siyasi eleştiriler içerdiği ve yasaklara meydan okuduğu için uzun süre korunmuş ve Osmanlı kültüründen etkilenerek çevre ülkelerin kültürlerine de sirayet etmiştir. Bekri Mustafa, içki yasağına karşı duran mizahi bir figür olarak hafızalarda kalmıştır. 4. mustafa alkolik bekri için tanıştığımız yere gömün demiş.

PictographMonument Altitude 20 ft
Photo ofBizans kulesi ve Baba Cafer zindanı.

Bizans kulesi ve Baba Cafer zindanı.

İstanbul Ticaret Odası ile Galata (Karaköy) köprüsü arasındaki Haliç kıyısında, eskiden Yemiş İskelesi olarak bilinen bir yer bulunmaktadır. Bu bölge, rivayete göre adını Hz. Peygamber soyundan gelen Câfer'den almaktadır. Câfer, Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd tarafından Bizans İmparatorluğu'na elçi olarak gönderilmiş, ancak İstanbul'daki çatışmalarda öldürülerek buraya gömülmüştür. İstanbul'un fethinden sonra, yeniçeriler bu bölgeye, Bektaşîlik geleneklerine uygun olarak "Baba Câfer" demişlerdir. Câfer'in türbesinin üst kısmında bulunan hapishaneye de "Baba Câfer Zindanı" adı verilmiştir. Bu zindana çeşitli suçlular, özellikle yeniçerilerden gelen katiller, hırsızlar, borçlular ve zina suçluları atılırdı. Mahpuslar serbest bırakılırken harç adı altında para ödemek zorundaydılar. Zamanla, yatak akçesi gibi ek ücretler de eklenmiştir. Mahpusların geçimini devlet değil, hayır sahiplerinin yardımları sağlardı. Ancak, bu yardımların ve zindana düşen zenginlerin rüşvetlerinin yönetimi konusunda anlaşmazlıklar yaşanmış, 1766'da bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu düzenlemelere göre, tecrübeli ve dürüst bir subaşı atanacak, mahkûmlardan para alınmayacak ve hayır sahiplerinin yardımları düzenli olarak kontrol edilecekti. Mahpuslara eziyet edilmeyecek ve suistimali olan subaşı cezalandırılacaktı. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından, Baba Câfer Kapısı'nın ismi değişse de yeni isimler pek tutmamıştır. Hapishane Sultanahmet'teki Tabhâne'ye taşındığında, burası kısmen karakol, kısmen de ticarethane olarak kullanılmıştır. Seyyid Câfer'in türbesi II. Mahmud tarafından tamir edilmiş ve bu padişahın tamir kitâbesi eklenmiştir. 1298 (1881) tarihli bir kitâbede ise Ca‘fer el-Ensârî'ye yapılacak ziyaretin faziletleri belirtilmiştir. Baba Câfer Zindanı, yıllarca halkın umut kapılarından biri olmuş, türbeden medet uman dertli, çocuksuz ve sakat insanlar buraya gelmiş ve şifa aramışlardır. Zindanın 1989-1990 yıllarında yapılan restorasyonu devam etmektedir. Bitişiğindeki Batı mimari üslûbundaki ticaret hanı da Baba Câfer Hanı veya Zindan Hanı olarak bilinir.

Photo ofRüstem Paşa Camii Photo ofRüstem Paşa Camii Photo ofRüstem Paşa Camii

Rüstem Paşa Camii

Damat Rüstem Paşa için inşa edilen Rüstem Paşa Camii, Kanuni Sultan Süleyman'ın Sadrazamlarından ve aynı zamanda kızı Mihrimah Sultan'ın kocası olan Damat Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı (1561). Su mülknamesine göre cami, 1562'de tamamlandı. Ancak, Mimar Sinan'ın çalışmaları, 1562'de sadece caminin yerinin belirlenmesi ve hazırlanmasıyla devam ediyordu. Caminin tamamlanması muhtemelen 1562-1564 arasına rastlar. Rüstem Paşa Camii, önceki mescidin bulunduğu yerde kurulmuştur; bu mescidin isimleri Halil Efendi Mescidi veya Kenise (Kilise) Mescidi olarak bilinir. Çünkü mescidin bulunduğu yer çukurdu, Mimar Sinan ise mescidin altına dükkânlar yaparak bir subasman oluşturdu. Evliya Çelebi de Rüstem Paşa Camii'nden bahsetmiştir. Mimari açıdan, camiye iki yandan merdivenle çıkılmaktadır. Planı dikdörtgendir ve merkezi kubbe, kemerlerle dört fil ayağına ve sütunlara oturur. Son cemaat yeri altı sütunlu ve beş kubbelidir. Camiye daha sonradan eklenen kemerler, sütunlar ve ahşap çatılı, saçaklı bir bölüm bulunmaktadır. Rüstem Paşa Camii'nin kubbe eteklerine kadar her tarafı çinilerle kaplıdır, özellikle lale motifli çiniler Osmanlı çini sanatının başarılı örnekleri arasında sayılmaktadır. Caminin şadırvanı sol taraftadır. Basilika mimarı stilinde yukardaki pencerelerden ışık gelecek şekilde yapılmıştır.

PictographMonument Altitude 151 ft
Photo ofEirene Kulesi Photo ofEirene Kulesi Photo ofEirene Kulesi

Eirene Kulesi

Büyük Valide Han'ın kuzeydoğu köşesinde yer alan "Eirene Kulesi" ya da diğer adıyla "Irene Kulesi," Eminönü'nün güneyindeki Çakmakçılar Yokuşu'nda bulunmaktadır. Kule, yaklaşık 17 metreyi aşan yüksekliğe sahip 10 metrekarelik bir kare yapıdır. Şu anda, belki de orijinal katlarına ait kanıtları gizleyen takviyeli betondan yapılmış üç katı bulunmaktadır. Orijinal merdiveninin bir kısmı, batı duvarındaki ikinci katta yer almaktadır. Kulesi, 16. yüzyılda Fransız gezgin Pierre Gilles tarafından "Eirene Kulesi" olarak adlandırılan ilk kişidir. Kulenin taş işçiliği, Orta Bizans dönemine tarihlendiğini göstermektedir, ancak tarihi ve orijinal işlevi belirlemek zordur çünkü tarih kayıtlarında net referanslar bulunmamaktadır. Altın Boynuz kıyısının yaklaşık 500 metre uzağında konumlanmıştır ve Neorion Limanı'nı gözetleyen etkileyici bir konuma sahiptir. 16. yüzyılda Melchior Lorichs tarafından yapılan bir tasvir, kulenin orijinalde daha yüksek olduğunu öne sürmektedir; şu anda bile hakim konumu, bir gözetleme kulesi olarak inşa edilmiş olma olasılığını düşündürmektedir. Kule, Anna Komnene tarafından Venedik ayrıcalıklarına atıfta bulunularak "Bigla" ile ilişkilendirilir. Bigla'nın (βίγλα "gözetleme") adı, bir gözetleme kulesi olduğunu düşündürse de, bu isimle ilişkilendirilmiş bir kuleye dair edebi referanslar bulunmamaktadır. Adı, imparatorun muhafız komutanı (Drungarios tes Biglas) ile tartışmalı bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Diğerleri, bu kulenin Botaneiates, Kalamanos veya hatta imparator olmadan önce Romanos I Lekapenos'un orta Bizans sarayının bir parçası olduğunu öne sürmüşlerdir. Kulenin daha sonra 16. yüzyılda Cerrah Mehmet Paşa Sarayı'nın bir parçası olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Daha sonra kule, IV. Murad (1632-1640) tarafından annesi Valide Kösem Sultan için inşa edilen Büyük Valide Han'a dahil edildi. Muhtemelen o dönemde kuleyi hazinesi olarak kullanmış olabilir. Kuleye kaburga şeklinde kubbeli bir çatı eklenmiş olabilir. 17. veya 18. yüzyıla tarihlenen çiçek motiflerine dair izler bulunmaktadır. Şu anda, Büyük Valide Han'ın çatısının sunduğu panoramik manzaranın bir parçasıdır. Yaklaşık 1000 yıllık bina. Irene bizans kraliçesi. Kösem sultan ile irene nin hayatları çok benzer.

PictographWaypoint Altitude 177 ft
Photo ofRooftop cafe Photo ofRooftop cafe Photo ofRooftop cafe

Rooftop cafe

Güzel manzarası olan bir cafe

Photo ofYeni cami. Photo ofYeni cami. Photo ofYeni cami.

Yeni cami.

Yeni Cami, İstanbul'da 1597'de Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle başlanan ve 1665'te IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan'ın çabaları ve bağışlarıyla tamamlanan bir camidir. Cami, şehrin siluetine önemli bir katkı sağlar ve Osmanlı ailesi tarafından yaptırılan büyük camilerin son örneğidir. Yapımı uzun sürmüş ve birçok mimarın katkısıyla gerçekleşmiştir. Cami, deniz kenarında inşa edilmiş, ancak zamanla denizle mesafesi doldurularak artmıştır. Mimari özellikleri arasında kubbedeki yükseklik vurgusu ve yan cephe revakları bulunur. Kubbenin piramidi andırır şekilde yükselmesi, Mimar Sinan'ın ve Sedefkar Mimar Mehmed Ağa'nın eserlerinde kullanılan kubbe planını tekrarlar. Yapı, Valide Sultan Türbesi, Hünkâr Kasrı, sebil, çeşme, sıbyan mektebi, darülkurra, Mısır Çarşısı arastası gibi diğer yapılarla bir külliye oluşturur. Cami, bir dönem "Zulmiye" olarak anılmış, ancak inşaatın tamamlanmasıyla "Adliye" olarak bilinmeye başlanmıştır. İnşaat, çeşitli dönemlerde başlamış ve kesintilere uğramıştır. IV. Murad'ın çabaları ve Turhan Hatice Sultan'ın girişimleriyle 1665'te tamamlanmıştır. Cami, birçok restorasyon geçirmiş ve 2023 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tamamlanan bir restorasyon sonrasında tekrar ibadete açılmıştır. Mimari açıdan, Yeni Cami klasik Osmanlı mimarisinin bir örneğidir. Merkezi plana sahip olan cami, ana kubbenin yanlara doğru genişletilmesiyle karakterizedir. Yapı malzemeleri arasında kesme küfeki taşı, mermer ve tuğla bulunur. Cami, düzenli bir dış görünüme sahip olup, Süleymaniye Camisi'ne benzer bir sivri piramid şekline sahiptir. Ayrıca, caminin avlusunda şadırvan ve minareler bulunur.

Photo ofHatice Turan Sultan türbesi Photo ofHatice Turan Sultan türbesi Photo ofHatice Turan Sultan türbesi

Hatice Turan Sultan türbesi

Hatice Turhan Sultan Türbesi, İstanbul'un Eminönü Yeni Camii haziresinde Mimar Mustafa Ağa tarafından 1663 yılında inşa edildi. Türbe, Safiye Sultan'ın başlattığı Yeni Camii'nin güneyinde yer alır ve 5 Osmanlı Padişahı'na ev sahipliği yapar: Sultan IV. Mehmet, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmet, Sultan I. Mahmut ve Sultan III. Osman. Türbenin dış cephesi kesme taşlarla yapılmış olup, iki sıra pencere ile aydınlatılmıştır. Alt sıra pencereler dikdörtgen mermer söveli ve demir lokmalı parmaklıklıdır, üst sıra pencereler ise sivri kemerli alçı şebekelidir. İç mekân, çini ve kalem işleri ile süslenmiş olup, İznik işi çinilere yer verilmiştir. Restorasyon sırasında ortaya çıkan orijinal bezemeler klasik madalyon ve rozetlerden oluşur. İç mekanı çevreleyen çini kuşakta Mülk suresinin 1.30. ayeti yazılıdır. Türbenin batı duvarında, Sultan IV. Mehmet'in türbeye gömülmesi sırasında konulan iki satırlık talik yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Türbenin önündeki revakın sağ tarafında Sultan III. Ahmet döneminde inşa edilen bir kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca, türbenin yanına Havatin ve Cedid Havatin adlı iki türbe daha sonradan eklenmiştir. Mimari olarak Sultanahmet Türbesi'ne benzeyen bu türbe, kare planlı bir mekân ile 15.00 x 15.00 m ölçüsünde bir revaktan oluşur. Revak, kırmızı ve beyaz taşların alternatifli olarak örüldüğü sivri kemerler ve duvara bitişik payeler üzerine dayanmaktadır. Revakın orta bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Çini süslemeler ve kalem işi süslemelerle bezeli olan revak, kırmızı zeminli dikdörtgen panolarla süslenmiştir. Panoların ortalarında şemseler, köşelerinde ise kırmızı dolgu motifleri bulunmaktadır. Türbe kapısının sağ tarafında "Ey kapılar açan Allahım, bize hayırlı kapılar aç" yazısı yer almaktadır.

Photo ofSultan 1. Abdülhamid han Türbesi Photo ofSultan 1. Abdülhamid han Türbesi Photo ofSultan 1. Abdülhamid han Türbesi

Sultan 1. Abdülhamid han Türbesi

I. Abdülhamid Türbesi, İstanbul'un Fatih semtinde yer alan bir barok tarzda türbedir. Türbe, 27. Osmanlı padişahı I. Abdülhamid'in ve oğlu olan 29. Osmanlı padişahı IV. Mustafa'nın mezarlarını içermektedir. Hobyar mahallesinde, Eminönü semtinde bulunan türbe, Padişah I. Abdülhamid'in 1776-1777 yıllarında yaptırdığı imaretin bir bölümünü oluşturur. Padişah, buraya cami yapmayı düşündü, ancak yakında büyük bir mabet olan Yeni Camii bulunduğu için cami yerine imaret yapmayı uygun gördü. Mimar Mehmed Tahir Ağa tarafından tasarlanan imaret, Meşrutiyet yıllarında yıkıldı, ancak türbe ayakta kaldı. Kare planlı türbe tamamen mermerden yapılmıştır ve dışarıdan iki katlı görünmektedir. 26 pencere ile aydınlatılan kubbeli bir yapıdır. Türbenin avlu ile önünde bir avlu bulunur. Kuzey duvarının ortasına, İslam Peygamberi Muhammed'in ayak izini gösteren bir mermer pano (Kadem-i Şerif) yerleştirilmiştir. Türbe, 2009 yılında restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Kadem-i Şerif, Şeyh Muhammed Ziyad tarafından getirilmiş ve Sadrazam Halil Hamid Paşa tarafından Samatya'da inşa edilen Kadem-i Şerif Tekkesi'nde muhafaza edilmiştir. Daha sonra Sultan I. Abdülhamid türbesine hediye edilmiştir. Türbe içinde, I. Abdülhamid ve IV. Mustafa'nın yanı sıra birçok şehzade ve sultanın sandukaları bulunmaktadır, bunlar arasında Şehzade Ahmed, Şehzade Süleyman, Şehzade Mehmed, Şehzade Murad, Şehzade Mehmed Rüştü, Şehzade Abdülmecid, Şehzade Murad, Şehzade Beyazıd, Ayn-ı Şah Sultan, Rabia Sultan, Melik Şah Sultan, Mevhibe Sultan, Fatma Sultan, Alem Şah Sultan, Emine Sultan, Saliha Sultan, Rabia Sultan ve Emine Sultan bulunmaktadır.

PictographWaypoint Altitude 49 ft
Photo ofMelekgirmez sokak. Photo ofMelekgirmez sokak.

Melekgirmez sokak.

Melek Girmez Sokağı, Osmanlı İmparatorluğu'nda Yeniçeri Ocağı'nın çöküş döneminde İstanbul Bahçekapı'da bulunan bir sokaktır. Bu sokak, fuhuş ve cinayetlere ev sahipliği yapan, ahşap dükkânlar, kahvehaneler ve kayıkhanelerle çevrili bir bölgeydi. II. Mahmud döneminde Yeniçerilerin otuzbirinci bölüğü tarafından yönetiliyordu ve Süleyman Ağa'nın arpalığı olarak biliniyordu. 1813 kayıtlarında Melek Girmez, fuhuş yatağı olarak kaydedilmiştir. 1812'deki büyük veba salgını sırasında, bazı dindar insanlar hastalığın zina ve ahlaksızlık artışının bir sonucu olduğunu düşünerek, bekâr odalarının kaldırılması çağrısında bulundular. II. Mahmud'un emriyle Galata, Üsküdar ve Tophane'deki tüm bekâr odaları yıkıldı. Melek Girmez Sokağı'ndaki yıkımda, sadrazam vekili Rüşdü Paşa liderliğindeki bir grup kolluk kuvveti ve işçi, sokaktaki ve kayıkhanenin üzerindeki odaları birkaç saat içinde yıktı. Yıkım sırasında vebaya yakalanan ya da yeni ölmüş bazı kadınlar da bulundu. Ahmet Rasim'in "Fuhş-i Atik" kitabındaki bir makalesine göre, Yeniçerilik son yıllarında Melek Girmez Sokağı, bu askeri birlik tarafından kötü bir duruma getirilmiş ve çeşitli ahlaksız faaliyetlerin yayıldığı bir semte dönüşmüştü. Bu bölgede yapılan camiye, dönemin anısına Hidayet Camii adı verilmiştir. Burası liman şehir olduğu için Burada bir veba salgı başlaması söz konusu oluyor buralar denizcilerin alt tabakalar yaşadığı yerler olduğu için tehlikeli yerler buraya melek girmez Sokak deniliyor. Bu durumların açılması için yanına Hidayet cami yapılıyor.

PictographMonument Altitude 56 ft
Photo ofGülhane sarnıcı Photo ofGülhane sarnıcı Photo ofGülhane sarnıcı

Gülhane sarnıcı

Gülhane Parkı Sarnıcı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin kuzeyinde bulunur. M.S. 5.-7. yüzyıllara tarihlenen bu sarnıcın yapımını kimin gerçekleştirdiği belirsizdir. Sarnıç, Padişah Mehmet Reşat'ın 16 Ekim 1912 tarihinde verdiği izinle, 1913 yılında İstanbul Şehremini Dr. Cemil Topuzlu tarafından Gülhane Parkı'nın kamuya açık bir parka dönüştürülmesi sırasında fark edildi. Sarnıcın üstündeki duvar kalıntıları, geçmişte üzerinde bir yapı olduğuna işaret etmektedir. Wulzinger, sarnıcın bir manastır ya da hamamın alt yapısı olarak inşa edilmiş olabileceğini belirtmiştir. Gülhane Parkı Sarnıcı, bir dönem akvaryum olarak kullanılmış; yapı, akvaryum olarak düzenlenirken ziyaretçi girişi için içine merdiven eklenmiş, ışıklandırma için zemine metal plakalar yerleştirilmiş ve sütunlara demir kelepçeler takılmıştır. Sarnıcın yanında bulunan H. 1329/M. 1911 tarihli barok üsluplu çeşme, Cemil Topuzlu tarafından restore edilmiştir.

Photo ofGotlar sütunu

Gotlar sütunu

Gotlar Sütunu, Topkapı Sarayı'nın dış bahçesinde, Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde yer alan ve Roma döneminden günümüze değişmeden kalmış en eski anıttır. Yüksek ağaçlar arasında gizlenmiş bir şekilde durmaktadır. Sütun, 18.5 metre yüksekliğinde olup, Prokonnessos mermerinden tek bir blok halinde inşa edilmiştir. Korint üslubundaki başı, kartal armasıyla süslenmiştir. Sütunun adı, kaidesinde bulunan Latince bir yazıttan gelir. Yazıt şu şekildedir: "FORTUNAE REDUCI OB DEVICTUS GOTHOS", yani "Gotların yenilgisi sebebiyle geri dönen Fortuna'ya" anlamına gelir. Genel inanışa göre, yazıt günümüzde II. Claudius'un Gotlara karşı kazandığı zaferi anmaktadır. Ancak, I. Konstantin'in 331-332 tarihlerinde Got kabilelerine karşı kazandığı zaferleri de içerebilir. Lidyalı İonnes adlı 6. yüzyıl tarih yazarına göre, sütun başlığı aslen Yunan Şans ve Baht Tanrıçası Tike'nin bir heykelini taşıyordu. Ancak, Tike'nin pagan bir tanrıçası olması nedeniyle, Hristiyanlığın resmi din olmasıyla birlikte kaldırılmış olabilir. Nikiforos Grigoras'a göre ise sütun, Byzantion'a adını veren Megaralı Byzas'ın heykelini taşımaktaydı. Bu iddianın bir nedeni, şehrin kurucularının karaya çıktığı yerin sütüne çok yakın olmasıdır.

PictographRuins Altitude 118 ft
Photo ofAziz Pavlos (Hagios Paulos) Yetimhanesi Photo ofAziz Pavlos (Hagios Paulos) Yetimhanesi Photo ofAziz Pavlos (Hagios Paulos) Yetimhanesi

Aziz Pavlos (Hagios Paulos) Yetimhanesi

Hagios Paulos (Aziz Pavlos) Yetimhanesi, özellikle yabancı literatürde sınırlı bilgilere sahiptir. Yunanca kaynaklarda, bu yapı, modern İstanbul'un kuzeyinde, "Sütun Goth yanında ve Topkapı sarayının hemen dışında" yer aldığı belirtilmiştir. Kalıntılar, Justin II (565-578) tarafından kurulan yetimhanenin bir parçasına ait olduğunu göstermektedir. Yapının içinde, yaşlılar, körler ve savaş gazileri için ayrılmış bölümler bulunuyordu, ancak bu kalıntıların kaybolduğu ifade edilmiştir. Aynı mahallede, Aziz Menas ve Aziz Demetrius Kiliseleri adlı iki küçük kilise de bu yetimhaneye komşu olarak bulunuyordu ve yetimhanenin devamlılığı bu kiliselerin yardımlarıyla sağlanıyordu. Yetimhanenin, Boğaz ve Haliç'e bakan muazzam bir manzaraya sahip olduğu da belirtilmiştir. Kontoskali (Kumkapı) ve Psamathia (Samatya) hakkında yapılan araştırmalarda, bu yetimhaneye dair kesik cümlelere rastlamak mümkündür. Aynı zamanda, S. Gerasimos'un birçok eserinde de bu yetimhaneden bahsedilmektedir.

PictographMuseum Altitude 95 ft
Photo ofİstanbul Arkeoloji müzesi Photo ofİstanbul Arkeoloji müzesi Photo ofİstanbul Arkeoloji müzesi

İstanbul Arkeoloji müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi, dünya genelindeki en büyük müzelerden biri olarak, çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eseri içermektedir. Türkiye'nin en eski müze binası olan müze, 19. yüzyılın ortalarında Maarif Nazırı Mehmed Esad Safvet Paşa tarafından 1869'da Müze-i Hümâyûn adıyla kuruldu ve 13 Haziran 1891'de ana binası tamamlanarak ziyarete açıldı. Müzenin koleksiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserleri kapsar, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Arkeoloji Müzesi (ana bina), Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşur. Müzenin tarihçesi, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçen müzecilik mirasını yansıtarak, müzecilik çalışmalarının ilk adımlarını içerir. Müze-i Hümayun olarak 1869'da kurulan müze, Aya İrini Müzesi'nde toplanan arkeolojik eserlerle temellendirildi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gelişimi, müzecilikle ilgili çabalar, bina değişiklikleri ve koleksiyonun genişlemesiyle süregelmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksi içinde en eski yapı olan Çinili Köşk, Türk çini ve seramik örneklerini sergilemektedir. Osman Hamdi Bey'in müze müdürlüğü dönemi, Türk müzeciliğinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Eski Şark Eserleri Müzesi, Osman Hamdi Bey'in liderliğindeki çalışmalarla oluşturulmuş, mimar Alexander Vallaury tarafından inşa edilen bina ise daha sonra müzeye tahsis edilmiştir. Osman Hamdi Bey'in kazı çalışmaları sonucunda elde edilen eserler, dünya çapında ünlü eserler arasında yer alır. İskender Lahdi gibi önemli eserler, Sidon'daki Kral Nekropolü Kazısı'ndan getirilerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenmiştir. 13 Haziran 1891'de ziyarete açılan ana müze binası, zamanla kuzey ve güney kanat eklemeleriyle genişlemiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, zengin koleksiyonu ve tarihi önemiyle Türkiye'nin kültürel mirasına önemli bir katkı sağlamaktadır.

Comments

    You can or this trail