Activity

Üsküdar 1 - Eski İstanbul Turu

Download

Trail photos

Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu

Author

Trail stats

Distance
4.41 mi
Elevation gain
141 ft
Technical difficulty
Easy
Elevation loss
187 ft
Max elevation
115 ft
TrailRank 
33
Min elevation
22 ft
Trail type
One Way
Moving time
one hour 16 minutes
Time
3 hours 59 minutes
Coordinates
985
Uploaded
September 7, 2022
Recorded
September 2022

This is a group of trails :

Be the first to clap
Share

near Şemispaşa, İstanbul (Türkiye)

Viewed 83 times, downloaded 8 times

Trail photos

Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu Photo ofÜsküdar 1 - Eski İstanbul Turu

Itinerary description

Üsküdar daki Eski camiler, Çeşmeler ve yapıların ziyaret edildiği bir turdur.

Waypoints

PictographMonument Altitude 115 ft
Photo ofSadaka taşı Photo ofSadaka taşı

Sadaka taşı

Porfirden yapıldığı söylenmektedir Sadaka taşı, genellikle cami vb. yerlerde ihtiyaç sahiplerinin alabilmeleri için para vb.nin bırakıldığı özel yer.[1][2] Kökeni Selçuklu Hanedanına kadar uzanan yardım şeklidir. Fakir insanları rencide etmemek için düşünülmüş bir modeldir. Osmanlılar döneminde daha da yaygınlaştırıldığı biliniyor. Yardım yapan ile alan birbirini görmez, tanımaz ve bilmez. Alanın mahcubiyetten, verenin ise riya ve gösterişten uzak durması beklenir. Genellikle Antik porfir sütunlardan dönüştürülmüş, tepesinde para bırakılabilecek oyukları bulunan dikitlerdir. Duvarlarda oyuk şeklinde olanları da vardır. Mimari özellikleri gibi isimleri de bölgelere göre değişiklik gösterir. İhtiyaçgah (Türkmenistan-Aşgabat), Hayrat deliği (Konya), Hacet taşı (Kayseri), Zekat Kuyusu (Hasankeyf-Batman), Sadaka Oyuğu, Fıkara Taşı (Üsküdar) ve ihsan Kapısı gibi isimlerle de bilinirler.[3] Bulgaristan, Bosna-Hersek, Makedonya, Tunus ve Cezayir gibi Osmanlı’nın egemen olduğu farklı coğrafyalarda izleri vardır. İstanbul’da bir zamanlar 160 adet sadaka taşının olduğu kaynaklarda yer alır. Bunların en meşhuru Üsküdar İmrahor Cami önünde bulunan ve Üsküdar Belediyesi tarafından korumaya alınan kırmızı granitten yontulmuş sadaka taşıdır.

PictographMonument Altitude 118 ft
Photo ofSu terazisi

Su terazisi

PictographReligious site Altitude 112 ft
Photo ofImrahor cami Photo ofImrahor cami Photo ofImrahor cami

Imrahor cami

İmrahor Camii ya da Mirahur Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. Sinan Paşa'nın imrahoru (ahır görevlisi) olan Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1597 yılında başlanan cami, 1 yıllık inşaat sürecinden sonra 1598 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı esintilerini yansıtmaktadır. Cami inşa gününden bugüne orijinal özelliklerini yansıtmaktadır. Özgün planda bir cami olarak inşa edilmiştir. Cami, İmrahor Meydanı'nın üstünde kalmıştır. Caminin bulunduğu bölge 2008 yılındaki düzenlemelere değin İmrahor-Salacak Mahallesi olarak anılıyordu. Cami, Ayazma Camii'ye çok yakındır. Caminin banisi Mehmet Ağa'nın kabri bilinmemektedir.

PictographMonument Altitude 115 ft
Photo ofBulgur dibeği Photo ofBulgur dibeği

Bulgur dibeği

PictographFountain Altitude 115 ft
Photo ofBaşkadın Meydan Çeşmesi Photo ofBaşkadın Meydan Çeşmesi

Başkadın Meydan Çeşmesi

İmrahor Camii'nin solunda Rüstem Paşa Mektebi'nin karşısındadır.bu çeşme 1728 yılında III.Ahmet'inbaşkadını Emetullah Kadın tarafından yaptırılmıştır.

PictographMonument Altitude 115 ft
Photo ofRüstem paşa sıbyan mektebi

Rüstem paşa sıbyan mektebi

Rüstempaşa Sıbyan Mektebi;  İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Ayazma mahallesinde, Doğancılar caddesi ile Hafız Ali Sokağın kesiştiği yapı adasında1560 tarihlerinde Rüstempaşa tarafından inşa ettirilmiştir. Rüstem Paşa Kanuni döneminde Sadrazamlık yapmış ve Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultanla evlenmiş bir devlet adamıdır. Sıbyan mektebinin karşısında İmrahor Camii ve Başkadın Meydan Çeşmesi bulunmaktadır. Sıbyan mektebinin mimarının Mimar Sinan olduğu iddia edilse bile, binanın yapı taslağının başka bir mimar tarafından yapıldığı izlenimi kuvvetlidir. Bina taş bir kaide üzerine oturmakta olup üç sıra tuğla bir sıra kesme taş olarak inşa edilmiştir. Binanın çatısı ahşap olup, saçaklar kirpi saçaktır. Binanın alt pencereleri düz üst pencereler ise sivri kemerlidir. Doğancılar caddesinden ilk başta bir avluya girilir. Binada toplam 10 adet pencere bulunur.

Photo ofEkmek yemez türbesi, tekkesi ve bulgur dibeği Photo ofEkmek yemez türbesi, tekkesi ve bulgur dibeği Photo ofEkmek yemez türbesi, tekkesi ve bulgur dibeği

Ekmek yemez türbesi, tekkesi ve bulgur dibeği

Âyin günü Pazartesi olan bir Bayramiyye Dergâhı idi. Salacak İskelesi Arka Sokağı ile Lâmekânî Hüseyin Sokağı’nın birleştiği yerde ve ikinci sokağın sağ köşesinde bulunuyordu. Civarında Musahib Mustafa Paşa’nın 1094 (1683) tarihli güzel bir meydan çeşmesi ve bunun hemen arkasında büyük bir sarayı; sol tarafında ise paşanın divan kâtipliğini yapmış bulunan meşhur Şair Nâbî’nin evi ve bir dönem evlendirme dairesi olarak kullanılan kütüphanesi vardı. Büyük bir semahanesi olan, haremlik ve selâmlıklı iki katlı tekke binasının çatısı çökmüş, harap bir halde iken 1935 yılında yıktırılmıştır. Bugün yalnız sonradan yaptırılan yığma taş türbe ve bodrum katı kârgir, diğer iki katı ahşap olan şeyh evi mevcuttur. Tekkenin arsasına birkaç apartman yapılmıştır. Kitabesi; "Şehîr Ekmek yemez dinmek ile bir ârifi billâh" "Kim ismiydi Hüseyn ol zât idüp bu dergehi ihyâ" "Muahhar muhterik olmuşdu kalmışdı yeri eyvâh" "Geçüp demler imâret hâtıra gelmez idi hattâ" "Bu kerre Şeyh Seyyid Mustafâ Âkif Efendinin"..

Photo ofFatih cami Photo ofFatih cami Photo ofFatih cami

Fatih cami

Üsküdar Salacak’ta, Salacak İskele Arkası Sokak’ta bulunan Salacak Fatih Cami, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından mescit olarak yaptırılmıştır. Üsküdar’da inşa edilen ilk mescittir. Mescidin ve çeşmenin Akşemseddin adına inşa edildiği, fetihten sonra da ilk hutbenin ve cuma namazının burada kılındığı rivayet edilir. Sadrazam Ali Paşa, 1732 yılında mescide minber koyarak cami haline getirmiştir. 1752-1753 yıllarında Sultan I. Mahmud tarafından yeniden yaptırılan cami, 1894 yılındaki depremde harap olmuş, 1898 yılında bugünkü şekliyle tamir edilmiştir. Cami, 1992 yılında da tamir geçirmiştir. Kare planlı ahşap çatılı cami, kesme taş ve tuğladandır. Kuzeydeki kapısından, önce kadınlar mahfiline çıkılan merdivenin bulunduğu küçük bir bölüme girilir. İç süslemeleri Osmanlı son dönemi süsleme üslubunu yansıtır. Minberi ahşap olup, mihrabı duvara gömülüdür. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, Fatih Sultan Mehmet Cami olarak da bilinmektedir.

PictographMonument Altitude 52 ft
Photo ofÖzatalar apartmanı seramik panosu

Özatalar apartmanı seramik panosu

PictographFountain Altitude 49 ft
Photo ofFatih Çeşmesi Photo ofFatih Çeşmesi

Fatih Çeşmesi

Üsküdar’ın bu ilk çeşmesi Salacak İskele Sokağı ile Salacak İskelesi Araka Sokağı’nın birleştiği köşededir. Tamamen kesme taş kaplı, iki metre eninde, iki metre boyunda ve 1,5 metre yüksekliğindeki bu küçük çeşmenin çatısı da kesme taştan, harpuştalıdır. Yol seviyesi yükseltildiğinden bugün yarı yarıya toprağa gömülmüştür. Sağ taraftaki küçük ayna taşının üzerinde bir tas gözü vardır. Önünde, kuyu bileziğini andırır bir yalak veya bulgur döğme teknesi bulunmaktadır. Hiçbir yerinde kitâbesi yoktur. Semtin ilk eseri Salacak Camii ismiyle de anılan Fatih Camii olduğuna göre, çeşmenin de camii ile beraber 1458-60 tarihlerinde yapıldığı söylenebilir. Bu semtin yaşlıları hâlâ çeşmeyi Fatih Çeşmesi diye yad ederler.

PictographFountain Altitude 66 ft
Photo ofSilahtar Mustafa ağa Çeşmesi Photo ofSilahtar Mustafa ağa Çeşmesi

Silahtar Mustafa ağa Çeşmesi

(H.1094- M.1682) Salacak İskele sokağı üzerindeki ( İmrahor çeşme sokak köşe) bu meydan çeşmesi klâsik tarzda yapılmış mermerle kaplanmıştır. Kemerinde münavebeli olarak beyaz ve renkli taş kullanılmıştır. Kemer boşluklarında büyük iki rozet görülmektedir. Kemerinin üstünde kitabe taşından sonra oymalı zarif bir borniş vardır. Ayna taşında da kabrtma süslemeler ve “ Ve minel Mai...” yazısı bulunmaktadır. Teknesi sağla oup, sedlerinden biri kırıktır. Üsküdarlı Zamîri Mustafa Efendi’ye ait olan kitabesi şöyledir: “ Ol silâhdar-ı şeh-i hurşid-fer” “ Ya’ni kim sâhib-i kemal-ü nîk-hû” “ Kodu şehr-i Üsküdar’a bir eser” “ Eyledi böyşe sevâba cüt-ü-cü” “ Ayn-ı sâki remz idüb gûya ki dir” “ Ab-ı sâfı nuş eylersin gel berû” “ Teşnegan-ı kerbelâ’nın yâdına” “ Mal-ruh-i Haseneyn aşkına sû” “ Dir Zamîrî hâliyle târih içün” “ Çeşme-sâr-ı Mustafa’dan akdı sû” (1094) Çeşmeyi yaptıranın Silahdar Mustafa Ağa olduğu anlaşıldığı yer.

PictographMonument Altitude 89 ft
Photo ofKız kulesi apartmanları seramik panoları Photo ofKız kulesi apartmanları seramik panoları

Kız kulesi apartmanları seramik panoları

PictographMonument Altitude 102 ft
Photo ofBüyük su deposu

Büyük su deposu

Hamamın sağ tarafında ve iki sokak arasında uzanan büyük bir su deposu vardır. Bu depo, Bulgurlu Köyü’nden getirtilen su ile dolar ve hamamın suyunu temin ederdi. Hamamın bir müddet enfiye imalathanesi olarak kullanıldığı fakat kalitesinin iyi olmamasından dolayı terk edildiği söylenir. Yakın geçmişe kadar Üsküdar İtfaiyesi’nin rezerv suyunu sağlıyordu.

PictographMonument Altitude 95 ft
Photo ofAyazma hamamı Photo ofAyazma hamamı

Ayazma hamamı

Enfiyehane Sokağı ile Öğdül Sokağı arasındadır. Bugün yalnız bazı duvarları kalmıştır. Yığma taş ve tuğladan inşa edilen hamamın; abdesthanesi, temizlik yeri, dört halveti ve külhanının yerleri hâlâ seçilebilmektedir. Hamam, Fatih veya Kanunî zamanında Ayazma Sarayı ile beraber ve bu sarayda yaşayanlar için yaptırılmıştı. 1760’da ise Ayazma Camii’nin vakfı olarak tamir edilmiş ve halka açılmıştı. Hamamın ilk binası yığma taştan olup tamir sırasında ilâve edilen yerler ince tuğladan yapılmıştı. Hamamın, Birinci Dünya Savaşı sıralarında, halkın düştüğü koyu sefalet yüzünden, işlemez hale gelerek terkedildiği bilinmektedir. Hamamın esas ilk binası yığma taştan olup tamir sırasında ilâve edilen yerler ince tuğladan yapılmıştır. Hamamın bir müddet enfiye imalathanesi olarak kullanıldığı, fakat üretilen enfiyenin kalitesinin iyi ol mamasından dolayı bu faaliyetin sona erdiği söylenmektedir. Vakıf malı olduğu halde, sonradan bir şekilde özel mülkiyete geçmiştir. Hamamlar kolayca özel mülkiyete geçebilen yapılardır. Dolayısıyla gelir getirdikleri müddetçe kullanılmış, gelirleri zayıfladıkça ortadan kaldırılmışlar. Birçoğunun günümüze gelememe sebebi budur. İşyeri, depoya dönüştürülmüşlerdir. 1974 yılında bu hamamın sahibi, Öğdül Sokağı’na bakan tarafına dükkânlar inşa ettirmiştir. Hamamın, Birinci Dünya Savaşı sıralarında, halkın düştüğü sefalet yüzünden, işlemez hale gelerek terkedildiği bilinmektedir.

PictographMonument Altitude 105 ft
Photo ofKöşe taşı

Köşe taşı

Ayazma civarında, Mehmet Paşa Değirmeni Sokak ile Karakol Sokak’ın kesiştiği köşede bulunan bir sadaka taşı.

Photo ofAyazma cami Photo ofAyazma cami Photo ofAyazma cami

Ayazma cami

I. Mustafa döneminde 18. yüzyıl (1758-1761) Barok tarzından esinlenilmiştir. Dikdörtgen bir plan üzerinde, kubbe kenarlarına kadar beş kat pencere alacak şekilde yapı epeyce yüksek tutulmuştur. Kubbeyi taşıyan dört kemerin dışarıdan birleştiği köşelere birer küçük “kule” kondurulmuştur. Caminin beş gözlü son cemaat bölümünden harime girilmektedir. Harim bölümünün mihrap, minber ve kürsünün mermerden yapıldığı ve isçilik bakımından oldukça önemli olduğu görülmektedir. Tek minareli olan cami, Boğaz’a karşı yüksek bir yerdedir. 7 yılı aşkın bir süredir restorasyondadır. Ayazma Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. 26. Osmanlı Padişahı III. Mustafa tarafından, annesi Mihrişah Emine Sultan ve ağabeyi Şehzade Süleyman adına yaptırılmıştır. Mimarı Mehmed Tahir Ağa'dır. Yapımına 1758 yılında başlanan cami, 2 yıllık inşaat sürecinden sonra 1760 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı ve Barok esintilerini yansıtmaktadır. Yıldırım düşmesi sonucu yıkılan caminin minaresi, 1872 ve 1881 yıllarında yeniden inşa edilmiştir. 1953 yılında tekrar onarılan cami, yakın zamanda tekrar restorasyona girecektir. Caminin bulunduğu yerde daha önce Ayazma Sarayı ve bahçesi olduğundan bu ismi almıştır. Mimari stil olarak batı etkilerinin görüldüğü bir camidir. Üç kapılı avludan camiye merdivenle çıkılır. Minaresi tek şerefeli merkezi kubbeli, kubbe de dört taşıyıcı payandaya oturtulmuş ve tabanı mermerlerle döşenmiştir. Güney cephesinde III. Mustafa Türbesi'nde olduğu gibi bir kuş evi dikkat çeker. Minberinde oymalı renkli mermerden, mihrabın içi kırmızı somakidendir. Binanın batısındaki hünkar mahfilinin duvarlarında İtalyan çinileri yer almıştır. Cami içinde Hattat Seyyid Abdullah ve Hattat Seyyid Mustafa'nın yazıları vardır. Haziresinde 43 adet mezar bulunmaktadır. Sol köşesinde bulunan Sultan III. Mustafa Çeşmesi, Şair Zihni'nin kitabesi ile süslüdür. Arkasında, yine aynı tarihte yaptırılıp; 1914 yılında yeniden inşa edilen Şemsipaşa İlköğretim Okulu vardır.

PictographFountain Altitude 72 ft
Photo ofAyazma cami Çeşmesi

Ayazma cami Çeşmesi

Yapımı: (H.1174- M.1760) Ayazma Camii’nin avlu köşesinde bulunan bu çeşme mermer kaplıdır. Bilinen şekilde ayna taşı yoktur. Bunun yerine çıkıntı halinde dört köşe bir sütun konmuş, musluk buna takılmıştır. Önünde geniş yalakları vardır. Çeşmenin üstü geniş bir ahapğ saçak ile örtülü iken bu saçak harap olduğundan 1978 yılında yıktırılmıştır. Cephesine yerleştirilen Ziniye ait kitabe şöyledir: Menba’-I cû-yi himem Sultan-I memdûh-üs-şiyem Ayn-I eltâf-ü kerem Şahinşeh-I zıll-I Hüdâ Şah-I devran Mustafa Han ibn-I Ahmed Han kim Âb-I cüdun dehre icrâ eyledi ser-tâ-be-pâ İtdi ez-cüme bu dil-cû çeşme-sâr-I hurrem Himmetiyle câmi-‘I pâki civarında binâ Mâ-I zerrîn ile Zihnî sebt-I târihe sezâ Çeşme-i âb-I revan vakf-I Sultan Mustafa (1174)

Photo ofRum Mehmet Paşa cami ve türbesi Photo ofRum Mehmet Paşa cami ve türbesi Photo ofRum Mehmet Paşa cami ve türbesi

Rum Mehmet Paşa cami ve türbesi

Fâtih Sultan Mehmed döneminde kısa bir süre sadrazamlık yapan Rum Mehmed Paşa tarafından 876 (1471-72) yılında inşa ettirilmiştir. Cami, türbe, medrese, hamam ve imaretten oluşan külliyeden günümüze yalnızca cami ile türbe ulaşmıştır.

PictographMonument Altitude 23 ft
Photo ofŞerefabad su deposu

Şerefabad su deposu

Üsküdar’da, Şemsi Paşa Caddesi ile Şemsi Paşa Bostanı Sokak’ın kesişiminde bulunan Şerefabad Kasrı Su Deposu, Şerefabad Kasrı için su deposu ve mutfak amacıyla inşa edilmiştir. Doğal taş ve tuğladan yığma olarak yapılan ve yüksekçe bir tonoz ile üzeri kapatılan yapı, su deposu ve mutfak bölümlerinden oluşmaktadır. Su deposu dikdörtgen planlı olup, iki odacıktan oluşmaktadır. Mutfak bölümü su deposundan daha geride ve depoya bitişiktir. İki kemerden oluşan cephenin ortasında taş ve tuğla kemerleri taşıyan bir ayak yapılmıştır. Mutfağın üst örtüsü kemerler ve duvarların geldiği kısım dışında yıkılmış ve açıktır. Yapı günümüzde kalıntı haldedir.

PictographMonument Altitude 20 ft
Photo ofNevmekan Sahil cafe ve kütüphane Photo ofNevmekan Sahil cafe ve kütüphane Photo ofNevmekan Sahil cafe ve kütüphane

Nevmekan Sahil cafe ve kütüphane

3 bin metrekare kapalı alan, 5 bin metrekare açık alan olmak üzere 8 bin metrekare yaşam alanına sahip olup 2 kattan oluşan Nevmekân Sahil'de , üst katta yeme-içme imkânı bulunurken alt katta ise zengin içerikli kütüphane ve ders çalışma alanları bulunuyor

PictographFountain Altitude 49 ft
Photo ofHaseki İsmail ağa Çeşmesi

Haseki İsmail ağa Çeşmesi

İSMAİL AĞA ÇEŞMESİ (H.1115- M. 1703) Üsküdar’da Rumî Mehmet Paşa mahallesinde Şemsi Paşa caddesi ile Eşref Saat sokağının birleştiği köşe de bulanan bu çeşme kesme taştan klâsik tarzda yapılmıştır. Zamanla çok harap olmuş iken 1976 yılında aslına sadık kalınarak tamir edilmiş, kırılan teknesi ve sedleri yeniden yapılmıştır. Oymalı ayna taşı da yenidir. Sivri kemerinin üzerinde iki rozet arasına alınan kitabesi girift bir yazı ile yazıldığından tam olarak okunamamaktadır. Kitabenin son beyti “ İstanbul Çeşmeleri” nde şöyle tesbit edilmiştir. “ Didi tarihin Zamirî ab-cû-yi teşne-dil” “ Zemzem-I ayn-I musaffâ kıldı İsmail’I şâd” (1114) Kitabede bu tarih açıkça 1115 olarak şeçilmektedir.

Photo ofHüsrev ağa cami (Eski Hamam Camii ) Photo ofHüsrev ağa cami (Eski Hamam Camii ) Photo ofHüsrev ağa cami (Eski Hamam Camii )

Hüsrev ağa cami (Eski Hamam Camii )

Cami, Eski Hamam karşısında, Darı Sokağı ile Kavaklı İskele Sokağı'nın birleştiği yerde ve 1141 (1728-29) tarihinde yaptırılan Sadrazam İbrahim Paşa Çeşmesi'nin arkasındadır. Darı Sokağı, Tekel binalarının yapılmasından sonra trafiğe kapatılmıştır. Diğer sokak ise ismini, bu yolun sonunda bulunan Gümrük Teşkilâtı'ndan almıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Gümrük Teşkilâtı'nın diğer bir adı da 'Kavak' idi.

Photo ofBalaban tekkesi Photo ofBalaban tekkesi Photo ofBalaban tekkesi

Balaban tekkesi

Üsküdar’da, Şemsi Sinan Caddesi ile Eski Keresteciler Sokağı’nın arasında bulunan Balaban Tekkesi Mescidi, 1630’lu yıllarda İsfendiyar Balaban Ahmed Baba tarafından yapılmıştır. Sa’dîler Tekkesi, İsfendiyar Tekkesi Mescidi veya Yağcızâde Tekkesi Mescidi isimleriyle de bilinmektedir. 1770’li yıllarda Sa’diyye Tekkesi haline getirilen yapı, 1829 yılında çıkan yangında büyük hasar görmüş, sonradan onarılarak zaviyelerin kapatıldığı tarihe kadar faaliyetini sürdürmüştür. Cümle kapısı üzerinde, 1909 yılında Şeyh Aşir Efendi tarafından tamir edildiğini belirten, dört satır, sekiz mısralı, mermer bir kitabe kaybolmuş iken 1975 yılında, kapı önündeki toprak altından çıkarılarak, küçük hazirenin önüne konulmuştur. 1940’lı yıllarda yıkıldıktan sonra uzun süre harap durumda kalan tekke, Üsküdar Belediyesi ve Vakıflar iş birliği ile aslına uygun olarak, eski fotoğraflarından da istifade edilerek yeniden ihya edilmiştir. 2007 yılında başlanan tamir 2012 yılında tamamlanmıştır. Bu tamiratta hazirenin önüne konulan kitabe kuzeydeki giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Günümüzde Üsküdar Belediyesi Balaban Tekkesi Kültür Evi olarak hizmet veren üç katlı yapının nezih ortamında çeşitli dersler verilmekte ve birçok kültür sanat faaliyeti icra edilmektedir. Avludaki küçük hazirede banisi Balaban Ahmed Baba’nın kabri bulunmaktadır.

PictographMonument Altitude 10 ft
Photo ofYeni valide cami İmareti Photo ofYeni valide cami İmareti Photo ofYeni valide cami İmareti

Yeni valide cami İmareti

emsi Paşa Caddesi ile Balaban Caddesi arasındaki oldukça geniş alanı kaplar. İmaret kapısı karşısında Yeni Cami'in akarları olan dükkânlar ve camiin cümle kapısı ile sıbyan mektebi bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğla hatıllı olarak yaptırılan bu yapı, Sultan III. Ahmet'in annesi Gülnuş Emetullah Valide Sultan tarafından cami ile beraber 1708-1711 tarihleri arasında inşa ettirilmiştir. Mimarı, Kayserili Mehmet Ağa'dır. Yeni Cami bahsine bakınız. Yakın tarihe kadar pek harap durumda iken 1965-70 senelerinde restore edilmiştir. Balaban Caddesi'ne açılan büyük bir kapıdan 'L' şeklinde bir avluya girilir. Sağ köşede imaretin helâsı bulunmaktadır. Geniş, tuğla kemerli bir kapıdan imarete dahil olunur. Sağ ve sol tarafta oldukça büyük kısımlar vardır. Sağ taraftaki kısım iki ayrı bölmeden oluşmuştur. Aralarında geniş bir kemer bulunmaktadır. Üzerleri iki büyük kubbe ile örtülmüş olup bunların üzerlerine ayrıca altı ayaklı çatı fenerleri yapılmıştır. Buradan ışık almaktadır. Sol taraftaki bölme ise, yine iki kısımdır. Üzerleri beşik çatı ile örtülmüştür. Burada, iki ocak ve iki baca görülmektedir. Bu kısım fırdolayı belli bir yüksekliğe kadar mermer ile kaplanmıştır. Duvar kenarlarında tezgâhlar bulunmaktadır. Orta yerde, hem ısıtmaya, hem de üzerinde yemek yapmaya yarayan büyük bir mutfak sobası, kuzine vardır. Sağlı sollu bu kısımların arasında bulunan korudorun ilerisinde imaretin ambarı bulunmaktadır. Bu ambarın caddeye açılan bir kapısı ve penceresi vardır.

PictographFountain Altitude 16 ft
Photo ofSine Perver valide sultan Çeşmesi

Sine Perver valide sultan Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1241 / 1825- 1826 Kitabesi; Sâhibetü’l-hayrât ve’l-hasenât merhûm ve mağfûrun leh Sultan Mustafâ Hân vâlideleri, ismetlü Sîne-perver Vâlide Sultan-ı aliyyü’ş-şân Hazretlerinin eser-i hayrâtıdır. (1241) ✶ Vikipedi - Düzenle Sineperver Valide Sultan Çeşmesi ya da Kanlı Çeşme, Türkiye'nin İstanbul ilinin Fatih ilçesinde yer alan bir çeşmedir. Ayşe Sineperver Sultan tarafından 1825 ya da 1826'da yaptırıldı. 1994 yılı itibarıyla suyu akmayan çeşme, 2009'daki restorasyonu sonucunda işlevsel hâle getirildi. Musluğunun tahrip edilmesinin ardından 2015 itibarıyla bir kez daha işlevini yitirse de 2018'deki restorasyonuyla birlikte tekrar faaliyete geçti. Küfeki taşından inşa edilen dikdörtgen planlı kâgir çeşmenin ön cephesi, dört pilaster ile dikey olarak üçe bölünür. Ortadaki iki pilaster arasında bir musluk yer alır. Altındaki tekne, cephe boyunca uzanır ve pilasterlerle üç bölmeye ayrılır. Mermer ayna taşında kabartma motifler işlenmiştir. Ayna taşının yukarısında yer alan, inşasına dair dört satırlık kitâbesi, kabartma tekniğiyle işlenmiştir. Yapının ön cephesinde bir alınlık varken arka kısımdaki haznesinin üzeri çatısızdır.

Photo ofValide-i cedid cami Photo ofValide-i cedid cami Photo ofValide-i cedid cami

Valide-i cedid cami

Üsküdar’da, Hakimiyeti Miliye Caddesi, Balaban Caddesi ve İmam Nasır Sokak’ın arasında Valide-i Cedid Cami Külliyesi içerisinde bulunan Valide-i Cedid Cami, 1708-1711 yıllarında Sultan IV. Mehmed’in eşi, Sultan III. Ahmed’in annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Kayserili Mehmed Ağa’dır. Cami ve revaklı avlusu, oldukça büyük dış avlunun ortasındadır. Zeminden yükseltilmiş olan caminin revaklı avlusuna, eşiğine 9-10 basamaklı merdivenlerle çıkılan, üzerleri sivri alınlıklı üç kapıdan girilmektedir. Alınlıklarında Hezarfen Mehmed Efendi’nin hattı ile yazılmış ayetler bulunmaktadır. Küçük kubbelerle örtülü revaklarla kuşatılan avlunun merkezinde yer alan şadırvan sekizgen planlıdır. Şadırvanın köşeleri sütunlarla, yüzleri ise itinalı bir işçilik gösteren taş süslemelerle değerlendirilmiştir. Üst kısımda dolanan, manzum metni Osmanzâde Ahmed Tâib Efendi’ye ait kitabeden şadırvanın 1711 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Caminin dış kurgusu, piramidal görünümlü klasik dönem örneklerinden farklı şekilde kademeler halinde yükselen dikey bir gelişim gösterir. Dış kütlede dikkati çeken en önemli ayrıntılar ise türünün ilk örneklerinden sayılan kuş evleridir. Oldukça zarif tasarlanmış bu detaylar Osmanlı’daki hayvan sevgisinin güzel örneklerindendir. Camiye girişi sağlayan yüksek taçkapısı, mermer taş işçiliğinin ihtişamlı bir örneğidir. Kapının üst kısmında Tâib Ahmed Efendi’nin yazmış olduğu, 12 satır halinde ve her satırda dört mısra olmak üzere kırk sekiz mısralı 1122 (1710) tarihli kitabe bulunmaktadır. Taçkapının önündeki, son cemaat yeri, diğer avlu kanatlarına göre daha derin, büyük ve yüksek tutulmuş olup, ortası ve iki yanı aynalı çapraz tonoz, araları da birer kubbe olmak üzere, beş gözlü olarak düzenlenmiştir. Dört mermer sütunun taşıdığı son cemaat yerinde iki mihrap, alt ve üstte dörder pencere bulunur. Ayrıca burada kesme taş konsollar üzerine oturtulmuş bir mükebbire vardır. Son cemaat yerinin uçlarında bulunan tamamı muntazam kesme taştan yapılan 56 metre yüksekliğinde klasik tarzdaki iki şerefeli iki minaresi vardır. Caminin taçkapısından başka doğuda ve batıda birer giriş kapısı daha bulunmaktadır. Caminin harim kısmı kareye yakın plana sahiptir. Sekizgen kurgulu taşıyıcı sistemle iri fil ayakların taşıdığı kemerlere oturtulan merkezi kubbenin dört köşesinde, çeyrek kubbeler yer alır. Bu düzenlemenin iki yanı, ortalarda birer aynalı çapraz tonoz, köşelerde de dört küçük kubbe ile derinleştirilmiş olup ağırlıklar doğu ve batıdaki dört serbest paye ile kuzey ve kıble yönünde de dört duvar payesine oturtulmuştur. Üç yanı dolanan iç mahfillere, taçkapıdan girildikten sonra iki yanda yer alan payeler içindeki birer merdivenle çıkılmaktadır. Klasik üslupta bir minbere sahip olan caminin mermer mihrabı abidevi bir örnektir. Kubbe eteğinde dolanan mukarnaslı friz dikkati çeken bir başka süsleme unsurudur. Harimde en dikkat çekici süslemeler ise, mihrabın sol tarafında yer alan konsollar üzerine oturan bir balkon şeklinde tasarlanmış hünkar mahfilinde görülür. Mahfil buradan bir kapı ile hünkar kasrına bağlanır. Birçok tamirle günümüze kadar ulaşan bu cami; Yeni Valide Cami ve Gülnuş Valide Sultan Cami olarak da bilinmektedir.

Photo ofSelman ağa cami Photo ofSelman ağa cami

Selman ağa cami

Cami, Selman-ı Pak Caddesi ile Hakimiyet-i Milliye Caddesi'nin birleştiği yerde ve birinci caddenin sağ köşesindedir. Selman-ı Pak Caddesi'ne açılan ve 1965 tarihinde yaptırılan kesme taş kemerli avlu kapısının sağ tarafında üç yüzlü meşhur Horhor Çeşmesi ve cami bânisi olan Selman Ağa'nın H. 914 tarihli kabri bulunmaktadır. Selman Ağa, Babü's-saâde Ağası (Kapı Ağası- Kızlar Ağası) olup, Sultan II. Bayezid'in fermanı ile idam edilmiştir. Kare plânlı mabet alt üst pencerelerden ışık alır. Üsttekiler vitraylıdır. Ahşap çatısının üzeri kurşun kaplıdır. Sağ taraftaki minarenin kaidesi kesme taş olup üst kısmı ince tuğladandır. Son tamirde onarılmıştır. Selman Ağa'nın kabri önünde caddeye bakan bir hâcet penceresi vardır. Caddeye Selman-ı Pak denmesi, Selman Ağa'nın isminden dolayıdır. Ağa'nın İstanbul'da, Kazancılar'da Ali Paşa Camii civarında bir 'mekteb-i âlî'si vardı. Mabet, 1313 (1895) tarihinde, Galip Paşa'nın Evkaf Nezareti döneminde tamir edilmiştir.

PictographFountain Altitude 20 ft
Photo ofHorhor Çeşmesi (Kemankeş Ahmet Ağa Çeşmesi) Photo ofHorhor Çeşmesi (Kemankeş Ahmet Ağa Çeşmesi)

Horhor Çeşmesi (Kemankeş Ahmet Ağa Çeşmesi)

Üsküdar’da İskele yakınında Hakimiyeti Milliye ve Selman Pak Caddelerinin keşiştiği köşede camiiye ( Selman Ağa camii) bitişik olarak yapılan bu çeşme üç cephelidir. Mermerle kaplı cephelerin her birinde kırmızı taştan sivri kemerler ve üzerlerinde renkli desenli çinilerle çerçevelenmiş boşluklar vardır. Suyu akmamaktadır. Çeşmede kitabe bulunmadığından hangi tarihte kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemekte, horhor çeşmesi adı ile anılmaktadır.

PictographMonument Altitude 16 ft
Photo ofKüçük hamam (İskele Hamamı) Photo ofKüçük hamam (İskele Hamamı)

Küçük hamam (İskele Hamamı)

Üsküdar’da Hakimiyeti Milliye Caddesi üzerinde Mihrimah Sultan Külliyesi içerisinde bulunan İskele Hamamı, 1548 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir. Çarşı yapılacağı gerekçesiyle 1991 yılında yıktırılan hamamın yerine, tarihi görüntüsünü yansıttığı düşünülen yeni bir bina yapılmıştır. Aynı yıl gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sonucunda hamamın bölmeleri birleştirilmiş ve hamam, çarşı–mağaza olarak işlevlendirilmiştir. Hamam soyunmalıklarının ön kısmına ek yapı tasarlanmış, hamamın iç mekanları tamamıyla kimliğini yitirmiş, özgün detaylar yok olmuştur. Kurşun kaplamalı kubbeleri tekrar yapılmayan hamam, bu haliyle dışarıdan bakıldığında eski işlevinin ne olduğunu yansıtmamaktadır. Hamam; Sultan Hamamı, Kulluk Hamamı ve İskele Hamamı isimleriyle de bilinmektedir. Hamamın ne zaman Kulluk Hamamı ismini aldığı belli değildir. Evliya Çelebi, kendi devrinde yani 1660 tarihlerinde hamamı Sultan Hamamı ismiyle kaydettiğine göre Kulluk ismini daha sonraki bir dönemde almıştır. Hamamdan 150-200 adım ileride eski bir Yeniçeri Kulluğu bulunduğu bilinmektedir. Küçük Hamam ismi ise belgelerde şöyle geçmektedir; 23 Ekim 1798 tarihinde, Küçük Hamam büyük bir sel felaketine maruz kalmış, içi su ile dolmuş, hamamın arkasından “Lağımcılar delip” içindekileri güç hal ile kurtarmışlardır.

PictographMonument Altitude 26 ft
Photo ofMihrimah sultan sıbyan mektebi Photo ofMihrimah sultan sıbyan mektebi Photo ofMihrimah sultan sıbyan mektebi

Mihrimah sultan sıbyan mektebi

Mihrimah Sultan Sıbyan Mektebi;  İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Meydanı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın 1548 yılında yaptırmıştır. Sıbyan Mektebi Mihrimah Sultan Külliyesi’nin bir yapısıdır. Külliyede, cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, çeşme, hazireden oluşturmaktadır. Yapı topluluğu ile birlikte sıbyan mektebi de Mimar Sinan’ın eseridir.  Sıbyan mektebi caminin kıble tarafında, camiden küçük bir yolla ayrılan küçük bir yapıdır. Yokuş üzerinde yapıldığından ötürü dikdörtgen planlı sıbyan mektebinin altına bir de dükkan eklenmiştir. Buradaki yoldan merdivenle sıbyan mektebinin önündeki eyvana çıkılmaktadır. Mektep kesme taştan iki ayrı kare mekanın birleşmesinden meydana gelmiştir. Günümüze ulaşan külliye içindeki bir diğer yapıysa Sıbyan Mektebi’dir. Alt katta bulunan dükkan ve yan sokaktan girilen dershane yapısı üst kattadır.  Sıbyan Mektebi kubbeli bir sundurmadan ve bir dershaneden müteşekkildir. Tabhane 1772 yılındaki yangından sonra yok olmuş, Külliye Hanı’nın ve İmareti’nin kalıntıları tamamıyla silinmiştir.

Photo ofMihrimah sultan cami Photo ofMihrimah sultan cami Photo ofMihrimah sultan cami

Mihrimah sultan cami

Üsküdar meydanda Hakimiyeti Milliye Caddesi ile Paşalimanı Caddesi’nin kesişiminde Mihrimah Sultan Külliyesi içerisinde bulunan Mihrimah Sultan Cami, 1547-1548 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, dikdörtgen şeklinde olup üzerinde 10 metre çapında büyük kubbe bulunmaktadır. Bu yüksek kubbe, iki yan ve kıble tarafından yarım kubbelerle desteklenmiş ve kıble tarafındaki yarım kubbenin iki yanına da birer kubbecik yapılarak takviye edilmiştir. Kubbe kasnağında 16 pencere açılmış olup kasnak dıştan kavisli ayaklarla desteklenmiştir. Caminin mihrabı mermerdendir. Som mermerden yapılan minberinin şebekeleri geometrik şekillerle bezenmiştir. Kırmızı, ince somaki mermer sütunlar üzerindeki külahı pek zariftir. Cümle kapısı tarafındaki duvarda, üç mermer sütunun taşıdığı müezzin ve kandil mahfilleri ve beş sütuna oturtulan hünkar mahfili bulunmaktadır. Kapı ve pencere kanatları sedef, fildişi kakmalı olup, vaiz kürsüsü de pek sanatkarane yapılmıştır. Mihrimah Sultan Cami, yaptırıldığı sıralarda denize şimdikinden daha yakın olduğu, açılış merasiminde bulunmak için saltanat kayığı ile gelen Sultan Süleyman’ın, cami merdivenleri önünde karaya ayak bastığı rivayet edilmektedir. Tek şerefeli iki minaresi bulunan bu caminin avlusunda yirmi köşeli mermer bir şadırvan bulunmaktadır.

PictographMonument Altitude 23 ft
Photo ofCigalazade Sinan paşa türbesi Photo ofCigalazade Sinan paşa türbesi

Cigalazade Sinan paşa türbesi

1544’te Messina’da doğdu. Asıl adı Scipione’dir. Babası Şarlken’in (Charles Quint) hizmetinde bulunan Visconte di Cicala adlı bir korsandı. Cicala ailesi aslen Sakız adasından olup Cenova Cumhuriyeti’nin hizmetine girmişti. Babası ile birlikte Cerbe Savaşı’nda (1560) Osmanlılar’a esir düştükleri sırada Napoli Krallığı’nın hizmetinde bulunuyorlardı. Esir olarak İstanbul’a getirildiklerinde kendisi saraya alındı, babası Yedikule Zindanı’na hapsedildi. Sarayda Enderun’da yetişti ve bir süre sonra İslâmiyet’i kabul ederek Yûsuf Sinan adını aldı. Babası ise 12 Aralık 1564’te Yedikule Zindanı’nda öldü; Kanûnî’nin izniyle, Galata’da sonradan Gülnûş Emetullah Camii’ne çevrilen San Francesco Kilisesi’ne gömüldü. Cigalazâde şehzadeler mücadelesi sırasında Selim’in tarafını tuttu; önce silâhdar oldu, daha sonra da kapıcıbaşılığa getirildi. Mihrimah Sultan’ın torunu ile evlenince kendisine ikbal yolları açıldı. 1575-1578 yılları arasında yeniçeri ağalığı yaptı, Eflak’taki isyanı başarı ile bastırdı. Ağalıktan ayrıldıktan sonra şark seferi için İran’a yollandı. Özdemiroğlu Osman Paşa ve Ferhad Paşa’nın yanında 1583’te Van ve Revan, üç yıl sonra da Bağdat beylerbeyi olarak Safevîler’e karşı mücadele etti. Revan Kalesi’ni inşa ve tahkim ettirmesi, Bağdat’ta iken de Fırat nehri kollarının ıslahına çalışması takdirle karşılandı. 1590’da İstanbul’a dönüşünde Şah I. Abbas’ın torununu rehine olarak yanında getirdiği gibi padişaha pek çok da hediye sundu. Erzurum beylerbeyiliğinden sonra 1591’de kaptanıderyâlığa tayin edildi. Dört yıl süren bu görevi sırasında korsanlarla amansız bir mücadeleye girişti. 1593’te kardeşi Carlo’nun İstanbul’a gelmesi, ertesi yıl da kendisinin doğum yeri olan Messina’ya gitmesi çeşitli söylentilere yol açtı. 1596’da Avusturya seferi sırasında, Hatvan Kalesi’ni korumada başarı gösteremediyse de 23-25 Ekim 1596’daki Haçova Meydan Savaşı’nda faal bir rol oynadı. Devlet erkânının teklifiyle 27 Ekim’de vezîriâzamlığa getirildi. Göreve gelir gelmez timar sahipleri ve ulûfeli asker içinde yoklama yaptırttı ve mevcut bulunmayan 30.000 kişinin tahsisatını kesti, bunları ağır cezalara çarptırdı. Bu hareketi çok tenkit edildi. Ayrıca davet edildiği halde Eğri’ye gelmeyen ve savaş için az bir kuvvet gönderen Kırım Hanı Gazi Giray’ı azlettirip yerine Fetih Giray’ı getirtmesi muhalifleri tarafından aleyhine kullanıldı. Bunun üzerine bir buçuk ay kadar kaldığı vezîriazâmlıktan azledilerek önce Şam beylerbeyiliğine, ardından da tekrar kaptanıderyâlığa getirildi (1599). Hazırlattığı donanma ile Akdeniz’de uzun seferler yaptı. Bu faaliyetleri Avrupa ülkelerinde tedirginliğe sebep oldu. Mora’nın batısındaki Ayamavra Limanı’nı tehdit eden korsanları bertaraf etti; Venedik ve Fransa gemileriyle taşınan buğdaylara el koyarak Türk gemilerine ve tüccarına imkân sağladı. 1604’te I. Ahmed tarafından yeniden İran seferiyle görevlendirildi. İran Şahı Abbas’ın Tebriz üzerine yürüdüğünü öğrenince Revan’a gitmek istedi. Ancak Urmiye gölü civarında büyük bir bozguna uğradı; burada 30.000 kayıp ile çok sayıda esir verildi. Cigalazâde yanındaki az bir kuvvetle Van’a çekildi, oradan da Diyarbekir’e gitti. Bir süre sonra 1014 Ramazanının son günlerinde (1606 Şubatının ilk günleri) orada vefat etti. Kaynaklarda ölüm tarihi olarak genellikle Kasım 1605 tarihi gösteriliyorsa da Tebrizli Arakel ve Venedik balyozunun raporları bu tarihi doğrulamamaktadır. Kaynaklarda kırıcı, geçinilmesi güç ve devlet erkânı ile her an çekişme içinde bulunduğu ileri sürülen Cigalazâde için Avrupa devletleri büyük ümitler beslediler ve onun edindiği servetle bir gün Hıristiyanlık hizmetine döneceğini beklediler. Ölümünden sonra yapılan sayımda 2 milyon altın tutarında serveti ve 600 kölesi olduğu tesbit edildi. Kendisinden sonra iki oğlu da devlet hizmetinde çeşitli görevlerde bulundular. Bunlardan Mahmud vezirlik yaptı. Muhteşem sarayının bulunduğu Cağaloğlu semti bugün onun adıyla anılmaktadır. İstanbul’da ayrıca mescid, medrese ve mektep gibi hayır eserleri yaptırmıştır.

PictographMonument Altitude 20 ft
Photo ofMihrimah sultan medresesi Photo ofMihrimah sultan medresesi Photo ofMihrimah sultan medresesi

Mihrimah sultan medresesi

Üsküdar’da Paşalimanı Caddesi’nde Mihrimah Sultan Külliyesi içerisinde bulunan Mihrimah Sultan Medresesi, 1547-1548 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Günümüze kadar gelebilmiş medrese, özgünlüğünü kaybetmiştir. Şu anda sağlık merkezi olarak kullanılmaktadır. Medresenin 39 kubbesi kurşun ile kaplı olduğundan Kurşunlu Medrese olarak da anılmaktadır. Mihrimah Sultan Cami’nin kuzey yönünde bulunan 16 odalı medresenin, cami avlusuna açılan yüksek kapısı üzerinde kitabe yoktur. Cami ile medrese arasında, biri Mihrimah Sultan’ın iki oğluna, diğeri ise Sadrazam İbrahim Ethem Paşa’ya ait iki türbe bulunmaktadır. Medresenin ilk müderrisi İmamzade Mehmet Efendi’dir.

PictographFountain Altitude 16 ft
Photo ofMihrimah Sultan külliyesi Çeşmesi Photo ofMihrimah Sultan külliyesi Çeşmesi

Mihrimah Sultan külliyesi Çeşmesi

MİHRİMAH SULTAN ÇEŞMESİ (H.1092- M.1680) Üsküdar’da İskele Meydanı’nda Mihrimat Sultan camii’nin duvarı altındaki bu çeşme klâsik tarzda yapılmış mermerle kaplanmıştır. Kemerinde münavebeli olarak renkli mermer kullanılmıştır. Yan boşluklarında birer büyük rozet görülmektedir. Ayna taşında da küçük bir rozet vardır. Harap olan teknesi ve sedleri son yıllarda tamir edilmişse de suyu kesilmiştir. Çeşmenin üst kenarında bir boydan bir boya uzanan kabartma motiflerle süslü, bir pervaz vardır. Kitabe bu pervaz ile kemer arasında yer almaktadır. ” Habbezâ menba’-ı âb-I hayvan” “ Teşne-diller içe her dem mâsın” “ Mihrimah Sultan o Belkis-meşreb” “ Yapmış idi suyunun mecrâsın” “ Virdi Hak yine bu târihde ana” “ Çeşme-ı âb-ı hayat icrâsın” (1092) Kanunî Sultan Süleyman’ın kızı olan Mihrimah Sultan ( H.986- M.1578) yışında öldüğüne gore bu kiatbe sonradan komuş olacak.

PictographFountain Altitude 13 ft
Photo ofIII. Ahmet Çeşmesi Photo ofIII. Ahmet Çeşmesi Photo ofIII. Ahmet Çeşmesi

III. Ahmet Çeşmesi

III. Ahmet Çeşmesi, 1728 yılında III. Ahmed tarafından, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan adına yaptırılmıştır. İstanbul Boğazı'ndan gelip geçenlerin ihtiyacını karşılamasını sağlayan bu çeşmenin 8 adet musluğu vardır. Köşelerdeki musluklar su içmek için, kenarlardaki musluklar su doldurmak için yapılmıştır. Çeşmenin sahil yüzündeki kitabesi III. Ahmed ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yazılmıştır. Ahmet Han tarihi İbrahim'le birlikte söyledi Allah'ın cömertliği, alemi Muhammed eli ile suladı Miladi 1728 Sarayın padişahı mertebesindeki Gazi Sultan Ahmed Ondan olan keramettir o kuvvetlendirilmiş hakandan O tek Allah'ın gölgesi ki bir nefes bile Allah'tan vazgeçmez Eğlenceyle çalışır, Muhammed'in hükümlerini yürütür Nurlu vücudu ki mutluluğun güneşi onda doğar Heybetli anlamı görünür o yalnız evin şahından Oluşmamıştır fetihlerin yüzde biri Ki acizdir kalem, yüksek şanlı eserlerini yazmaktan Şerefabad'ı devletin kıymetinde inşa eyledik de Ona bir su bulundu ki daimi ömürden bir işarettir Veziriazam İbrahim Paşa'ya ferman edip Uğurla görevli olunca o en mutlu şahların şahından Bu şehri inşa edip bütün halkı Taze hayat buldu büyük hakanın merhametinden Daima cömertliğin elini rızık çeşmesi edip Mevla Olgun varlığını rahat kılsın kötü gözlerden Susayanlara tarihini tamamlattı Şakir Gel iç hayat suyunu Sultan Ahmed Çeşmesi'nden Miladi 1728 Kainatın övüneniyle adaş Gazi Sultan Ahmed Güzel eserleri yaptıran şah, mübarek Allah'ın gölgesi Mekke ve Medine'nin emini, temiz milletin yardıımcısı Babasından kuvvetli, alimlerin şahı, nesebi temiz vezir Kerem sahibi o hakanın bu cennet gibi yerde "Temizlerin Annesi"ne rahmet için, uykudaki huyuyla Onun şerefli ruhunu hayır ile hatırlamaktır sebebi Mübarek kalbine esinlenince Allah'ın sebepleri Vezir-i Azam Damat İbrahim Paşa'nın Gülün arzusunun güzel hitabıyla suya kandırıp (doydurup) Şerefabad'ı inşa ettikten sonra emriyle Bu zemzem çeşmesini o içsin diye inşa etti. Toprak mezarına merhumenin ikramı için yapıldı Allah'ın yolunda, Üsküdar diyarında pek sulu çeşme O dünya hakanını daima Allah kuvvetlendirsin Ne işe toplanırsa kader hükmünü doğru kılsın Bu mısra ile Nedim tarihin tamamını söyledi Bu şehri Sultan Ahmed bu şehri su ile suya doyurdu. Hicri 1728 Saltanatın yüzü suyu Gazi Ahmed Han ki onun Daima işi canciğer arkadaşı Ahmed'in (Muhammed) vaazını yürütmektir Allah kuvvetlilikle şereflendirip ona kolay eyledi Çok zor yapılan işaret edilen bütün muhteşem emirleri Bu keramet ufukların kutbu olduğunu kanıtlar Buldu İbrahim Paşa gibi pek büyük veziri Rahatıyla şevkle çalışmak ve tedbirlenmek için İcat etti dünyanın şahının sonsuz şerefini Bir cevherdir suyunu bulsun diye namını almış Su için bol bol verip ikram etti hadsiz dirhemi Çeşme inşa etmeyi yapmaya çalışıp ve içirip Büyük denizlerin kısmeti, vezir kıldı Öyle gönül cezbeden, bedelsiz bir çeşme yaptırdı ki Her musluğu hayat suyunun çeşmesi oldu Çalışmasını güzellikle kabul edip işini Mevla Daima hatalardan korusun o büyük şahı Şükürler olsun! Rahmi suyu içip dedi tarihini Sultan Ahmed'in hükmü akıttı Allah'ın zemzemini Miladi 1728

PictographFountain Altitude 39 ft
Photo ofHacı Selim ağa Çeşmesi

Hacı Selim ağa Çeşmesi

Çeşme Üsküdarda Selami Ali Efendi caddesi üzerinde 17 numarada bulunan Hacı Selim Ağa Kütüphanesinin bahçesinde bulunmaktadır. Kütüphane girişinin bahçe sol duvarı üzerine monte edilmiştir. Mermer ayna taşı yarım daire şeklinde olup, sadedir. İki parçadan meydana gelmiştir. Çeşmenin teknesi de mermerden yarım daire şeklinde olup ön yüzünde kitabe bulunmaktadır. Kitabe yarım daire bir çerçeve içindedir. Çeşmenin suyu bugün şehir şebekesine bağlı olarak akmaktadır.

PictographMonument Altitude 43 ft
Photo ofHacı Selimağa kütüphanesi Photo ofHacı Selimağa kütüphanesi Photo ofHacı Selimağa kütüphanesi

Hacı Selimağa kütüphanesi

Hacı Selim Ağa, I. Abdülhamid ve III. Selim dönemlerinde birtakım siyasî olaylara karışmış nüfuzlu şahsiyetlerden biridir. Reîsülküttâb Mustafa Efendi’nin kölesi iken devlet hizmetine girmiş, çalışkanlığı ve kabiliyeti sayesinde süratle ilerlemiş, Edirne Sarayı’nın tamirindeki gayretiyle dikkat çekerek Hotin defterdarı (1182/1768) ve kapıcıbaşı (1187/1773) olmuştur. I. Abdülhamid’in cülûsundan sonra yıldızı parlayan ve Darphâne eminliğine tayin edilen Hacı Selim Ağa matbah, bina ve tersane eminliği (1201/1787) görevlerinde bulunmuş; ancak III. Selim’in tahta çıkışından sonra durumu sarsılmış, padişahın tersaneyi teftişi sırasında görevinin başında bulunmadığı, donanma işlerini ihmal ettiği, verdiği emirleri yerine getirmediği gerekçesiyle idam edilerek (Uzunçarşılı, TM, V, 250) yaptırdığı sıbyan mektebinin bahçesine gömülmüştür (1203/1789). Bânisinin matbah emini olduğu sırada Üsküdar’da Selâmsız caddesi üzerinde, Atlamataşı denilen mevkide bir sıbyan mektebiyle birlikte yapımına başlanan kütüphane, avlu kapısının üstündeki Yesârî Mehmed Esad Efendi’nin hattıyla yazılmış inşa kitâbesine göre 1196 (1782) yılında tamamlanmış, vakfiyesi de Muharrem 1197’de (Aralık 1782) düzenlenmiştir. Günümüzde küçük bir bahçe içinde yer alan kütüphane binası, ön kısmında bir okuma salonu ile bunun arkasına sonradan eklenmiş, yüksekçe bir zemine oturan ve okuma salonuna basık bir kemerle açılan kitap deposu (hazîne-i kütüb) kısmı olmak üzere iki bölümden meydana gelir. Okuma salonuna, üstü tekne tonozlu geniş bir saçakla örtülmüş üç gözlü bir revaktan girilmektedir. 6,40 m. yüksekliğinde sağır bir kubbenin örttüğü bu kare salon üçer tanesi yan duvarlarda, ikisi giriş kapısının kenarlarında olmak üzere sekiz pencere ile aydınlatılmaktadır. Yan pencerelerin üzerinde ortadaki daha büyük üçer revzen bulunur. Kitap deposu kısmı 4,20 × 4,60 m. ebadında olup üç tarafındaki birer pencereden ışık alan üstü tekne tonozla örtülü daha küçük bir mekândır. Aslında sıbyan mektebinin bahçesinde iken oranın bir ilkokul yaptırmak için yıkılması üzerine kütüphane bahçesine nakledilen kabirler burada küçük bir aile sofası meydana getirmiştir. Hacı Selim Ağa, hanımı Zeynep Kadın, oğlu Nazif Ahmed Efendi’nin kabirleri yanında civardaki Tenbeller Mescidi’nin bânisi Halîmî Hacı Mehmed Efendi’nin mezarı da bu hazîrededir. Vakfiyeye göre kütüphanede üç hâfız-ı kütüb, iki hâfız-ı kütüb yamağı ve bir mücellit görevlendirilmiştir. XVIII. yüzyılda kurulan diğer müstakil kütüphanelerde olduğu gibi burada da öğretimin birinci planda tutulduğu, üç hâfız-ı kütübden ikisinin aynı zamanda kütüphanede müderrislik yapmalarının şart koşulduğu ve bu görevleri karşılığında kendilerine ek ücret tayin edildiği görülmektedir. Kütüphanenin nezâreti şeyhülislâma bırakılmış ve görevlendirilecek hâfız-ı kütüblerin ders verip veremeyeceklerinin şeyhülislâm tarafından tesbiti istenmiştir. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nin vakfiyesinde de görevli hâfız-ı kütüblerin kütüphanede tam gün bulunmaları üzerinde önemle durulmuş ve bunlardan sadece birinin kütüphaneyle meşgul olacağı belirtilmiştir. Hacı Selim Ağa vakfettiği kitaplardan kütüphane içinde faydalanılmasını, hiçbir kitabın kütüphane dışına çıkarılmasına izin verilmemesini de istemiştir. Hacı Selim Ağa’nın oğlu Mehmed Emin Efendi, 1221 (1806) yılında babasının kütüphanesinin gelirlerini arttırmak için buraya bazı ek vakıflar tahsis etmiştir. Başlangıçta Hacı Selim Ağa’nın vakfettiği 1200 civarında kitaptan oluşan kütüphane koleksiyonu zamanla Üsküdar’daki Kemankeş Emîr Hoca, Nurbânû Sultan, Bâbüssaâde Ağası Yâkub Ağa, Aziz Mahmud Hüdâyî kütüphanelerinin de katılmasıyla zenginleşmiştir. Kütüphane için II. Abdülhamid döneminde bir katalog hazırlanmıştır (İstanbul 1310). Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde bugün 2887 yazma, 1538 matbu eser mevcuttur.

PictographMonument Altitude 39 ft
Photo ofHacı Selima sıbyan mektebi

Hacı Selima sıbyan mektebi

Hacı Selim Ağa Sıbyan Mektebi; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Selami Ali Efendi Caddesi’ne cepheli olarak 1781 tarihinde inşa edilmiştir. Sıbyan Mektebi’nin banisi Tersane-i Amire Emiri olan Hacı Selim Ağa tarafından inşa edilmiştir. Hacı Selim Ağa aynı zamanda da Sultan III.Selim’in hocasıdır. Hacı Selim Ağa’nın mezar taşı eskiden okul bahçesinde iken sonradan kütüphane bahçesine taşınmıştır. Mezar taşından 1788 yılında öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Kütüphane kapısında bulunan ve aynı zamanda mektebin de yapım tarihini veren kitabe Mir’at-ı İstanbul’da neşredilmiştir. Aynı eserde mektebin 1893 yılında mülkiye rüştiyesi iken kız rüştiyesine tahvil edildiği ve kapısının üzerinde ‘’ Hayruküm men ta’allemü’l-Kuran ve allmehu’’ yazılıdır. Bunun anlamı ‘’ Sizin en hayırlınız Kuran öğrenen ve öğretendir.’’ Hadisi şerifinin yazdığı belirtilmiştir. Ekim 1913 yılında yapılan teftişte mektebin aşağı katının bir taşlık olduğu, iki tuvaleti, bir sofası ve bir de yemekhanesinin bulunduğu yazılmıştır. Hademeler için ayrıca bir oda bulunmaktadır. Bina kısmen kagir, kısmen ahşaptır. Teftiş raporu sınıfların ve odaların genişliği, uzunluğu ve yüksekliklerini bile vermektedir. Fevkani olan dershanenin kubbeli olanının uzunluğu 5 genişliği 7 arşındır. Aynı teftiş raporunda mektebin küçük bir tamirata ihtiyaç duyduğu ve bu durumun da bir raporla bildirildiği yazılmamıştır. Encümen Arşivindeki ilgili dosyada, 1936 yılında mektebin yıkılmadan önceki hali fotoğrafta gösterilmiştir. Aynı dosyada mektebin yıkılmaması için encümen kararı da bulunmaktadır. Buna rağmen yapı yıkılmıştır. Mektebin Süleymaniye Kütüphanesi’nde ayrıntılı bir vakfiyesi vardır. Bina 1937 yılında yıkılarak yerine daha büyük bir okul yaptırılmıştır. Bugün Hacı Selim Ağa İlköğretim okulu burada faaliyet göstermektedir.

PictographMonument Altitude 26 ft
Photo ofMimar Sinan hamamı (Çarşı Hamamı, Büyük Hamam, Yeşil Direkli Hamam) Photo ofMimar Sinan hamamı (Çarşı Hamamı, Büyük Hamam, Yeşil Direkli Hamam) Photo ofMimar Sinan hamamı (Çarşı Hamamı, Büyük Hamam, Yeşil Direkli Hamam)

Mimar Sinan hamamı (Çarşı Hamamı, Büyük Hamam, Yeşil Direkli Hamam)

Hakimiyet-i Milliye Caddesi üzerindedir. Tam karşısında ve yol aşırı yerde Gülfem Hatun Camii vardır. Sağ tarafındaki eski adı Boyacı Sokağı olan yola, 1934'de ismi verilmiştir. Sultan II. Selim'in eşi ve Sultan III. Murat'ın annesi Nurbânu Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Nurbânu Sultan için camii bahsine bakınız. Mimar Sinan'ın bu eşsiz eseri 1583 yılında Toptaşı Cami'ine gelir olarak inşa olunmuştur. Tezkiretü'l Ebniye'de Mimar Sinan'ın eserleri arasında gösterilmiştir. Evliya Çelebi bu hamamdan "Çarşı içinde olan Çarşı Hamamı gayet ferah, havası hoş, yapısı hoş bir hamamdır. Sevimli, dilber, temiz tellâkları ve mavi peştemalları vardır" diye bahseder. Ayvansarayî Hafız Hüseyin Efendi'de, "Toptaşı Valide-i Atik Camii yakınında olan çifte hamam ile Üsküdar'da vaki Valide-i Cedid Camii yakınında Yeşildirekli Hamam" şeklinde adı geçer. Bu yeşil direğin hamamın camekânında veya dış kapısının yanında olduğu sanılmaktadır. Şehzadebaşı Camii avlu duvarı köşesine de böyle yeşil bir sütun, Mimar Sinan tarafından dikilmiştir ki, elan bakidir. 1932 yılında Gümülcine eşrafından, gayet zengin bir kimse olan, merhum Mehmet Bozkurt Bey tarafından satın alınmıştır. Bu zat, hamamın cephesinde bulunan salaş ilâveleri kaldırmış ve cadde boyuna üç dükkân yaptırmıştı. Mavi Köşe ismiyle bilinen bu dükkânlar 1958 yılında yıktırılmıştır. Esas hamam kısmı bir marangoza kiraya verilmiş ve külhan kısmı da garaj olmuştu. Aynı sene Menderes İmarı'nda üç dükkân ile beraber hamamın erkekler ve kadınlar kısmının camekânları istimlâk edilmiştir. Mehmet Bey, 1962 yılında hamamı şimdiki şekliyle restore ettirmiş ve Mimar Sinan Çarşısı adıyla işletmeye açmıştır. Bu Beyefendi sayesinde Üsküdar tarihi bir eser kazanmıştır.

Photo ofKara Davut Paşa cami Photo ofKara Davut Paşa cami Photo ofKara Davut Paşa cami

Kara Davut Paşa cami

Üsküdar’da, Hakimiyet’i Milliye Caddesi üzerinde bulunan Karadavud Paşa Cami, 1495 yılında Sultan II. Beyazıt’ın vezirlerinden Kara Davud Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, iki defa yanmış ve tamir edilmiş olmasına rağmen minaresi hariç XV. yüzyıl karakterinden bir şey kaybetmemiştir. Cami, 1892 ve 1966 yıllarında tamir edilmiştir. Cami avlusunun duvarları 1988 yılında yapılmıştır. Enine doğru dikdörtgen planlı cami, ortada ana kubbe yanlarda daha küçük iki kubbe ile örtülmüştür. Penceresiz orta ve yan kubbeler sekizgen birer kasnağa oturtulmuştur. İki yan bölmelerin yükseklikleri orta kısımdan daha azdır. Caminin mihrabı çinili, minberi ve vaiz kürsüsü mermerdir. Tek şerefeli minaresi kesme taştan olan bu caminin, avlusunda sonradan yapılan şadırvan bulunmaktadır.

PictographMonument Altitude 33 ft
Photo ofBinek taşı Photo ofBinek taşı

Binek taşı

Binek taşları, insanları atlara kolayca binip inmeleri için genellikle yekpare mermerden yapılan merdivenli taşlardır. Motorlu taşıtların yaygınlaşmasıyla kullanımı sona ermiş, şehrin çeşitli yerlerinde nostaljik nesneler olarak kalmışlardır. Bu taş da, eskiden Üsküdar İskelesi civarında bulunuyordu. ✶ Vikipedi - Düzenle Binek taşı, at veya arabaya binmek için üstüne çıkılan yüksekçe taş. Genellikle 60-100 santim eninde yaklaşık 40 cm yüksekliğinde olan bu taşlar sayesinde at ve benzeri binek hayvanlarına rahat bir biniş sağlanıyordu. Kimilerinde bir veya birkaç basamak bulunur. Özgün olarak yapılanlar olduğu gibi antik dönemlerden kalma yapı elemanlarından dönüştürülmüş olanları da vardır. Vaktiyle bu taşlar cadde ve sokakların köşeleriyle saray, konak, ev, cami gibi yapıların önlerine konulurdu. Mimari olarak, nişan taşları, sadaka taşları ve mola taşları gibi tek eser kategorisine dahil edilirler. Eyüp Sultan Camii şadırvan avlusu ile yine aynı semtte, Cülus Yolu üzerinde, Mihrişah Valide Sultan İmareti önünde günümüzde varlığını sürüdüren iki adet özgün binek taşı örneği bulunmaktadır.

PictographMonument Altitude 46 ft
Photo ofFatih Mahkemesi (Tarihi Üsküdar Mahkemesi) Photo ofFatih Mahkemesi (Tarihi Üsküdar Mahkemesi) Photo ofFatih Mahkemesi (Tarihi Üsküdar Mahkemesi)

Fatih Mahkemesi (Tarihi Üsküdar Mahkemesi)

İki katlı, yığma taştan inşa edilen ve Fatih Sultan Mehmed’in yargılandığı mahkeme olarak da bilinen Üsküdar Mahkemesi’nde, mahallelerdeki doğum, ölüm, nişan ve evlilik gibi olayların yazıldığı “vukuat defterleri” de vardı. Bu mahkeme; Galata ve Eyüp’le birlikte İstanbul’un üç önemli mahkemesinden birisi idi. Bu mahkemede daha çok vukuat ve ticaret davalarının görüldüğü; günümüzde bu mahkemeye ait kadı sicillerden anlaşılmaktadır. 1941 yılında İbrahim Hakkı Konyalı tarafından hazırlanan bir rapora göre Üsküdar Mahkeme binası bu tarihte de bir avukatın mülkü ve iş yeri idi. Daha sonra Üsküdar Belediyesi’ne geçmişti. Yakın zamanda restore edilen bina, Yedi Güzel Adam ve Öncüler Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Atik Sinan tarafından kadıya şikayet edilen Fatih Sultan Mehmed’in, bu binada muhakeme edilmesinden dolayı Fatih Mahkemesi olarak isimlendirilen yapı, Tarihi Üsküdar Mahkemesi olarak da bilinmektedir. 1453’te fethin ertesi günü Fatih Sultan Mehmed Hızır Bey’i şehrin ilk kadısı (Belediye Başkanı) olarak atar. On yıl sonra Mimar Atik Sinan’dan büyük bir cami yapmasını ister. Dev bir cami olacaktır bu, sütunlar göğe uzanacaktır. Gelgelelim, Atik Sinan sütunların bu uzunlukla kubbeyi ayakta tutamayacağına karar verince onları 3 arşın (yak. 2,25m) kısaltır. İnşaat biter ama sultan camiyi görünce çok sinirlenir. Çünkü cami, Ayasofya’dan küçük olmuştur. Fatih Sultan Mehmet, sütunları kesen ellerin kesilmesi emrini verir. Emir uygulanır ve Atik Sinan’ın elleri kesilir. Atik Sinan bunu hiç hazmedemez, kendisine haksızlık yapıldığını düşünür ve Fatih Sultan Mehmed’i mahkemeye vermek için Galata ve Eyüp kadılarına gider. Onlar cesaret edemeyince İstanbul’un ilk kadısı olan Üsküdar Kadısı Hızır Bey’e gider. Hızır Bey, mimarın haklı olduğuna kanaat getirir. Çünkü sultan mahkeme edilmeden birini suçlu bulmuş ve cezasını vermiştir. Yargılama Üsküdar’daki İstanbul'un bilinen en eski mahkeme binasında yapılır. Sultan savunmasını yapar ama Hızır Bey ikna olmaz. Kısasa kısas kararı verir, yani sultanın da elleri kesilecektir. Atik Sinan bunu duyunca şikayetini geri alır, ceza maddi tazminata çevrilir. Yargılama bittikten sonra Fatih Sultan Mehmet, bir değnek çıkartarak Hızır Bey’e “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamasaydın ve benim ellerimin kesilmesine hükmetmeseydin bu değnekle kafanı paramparça ederdim” der. Evliya Çelebi böyle anlatır. O bina da işte bu binadır. Gerçi bu "adil" mahkemeden sonra Fatih'in öfkesi dinmemiş olacak ki, Atik Sinan tekrar zindana atılır ve idam edilir.

Photo ofGülfem Hatun cami Photo ofGülfem Hatun cami Photo ofGülfem Hatun cami

Gülfem Hatun cami

Cami, Gülfem Sokağı ile Eski Mahkeme Arkası Sokağı'nın birleştiği yerde ve ikinci sokağın sağ köşesindedir. Hadîka'da şu açıklama vardır: "Bâniyesi, Sultan Süleyman Han'ın Harem-i Hümâyunları cariyelerindendir. Camiye yakın caddeye nazır türbesi ve hemen yanında mektebi dahi vardır. Mezar taşında; Sâhibetü'l-hayrat saide şehide Gülfem Hatun Ş sene tis'a ve sittîn tis'a mie-969 (1561-62) yazılıdır. Bu camiin mahallesi vardır." Gülfem Hatun, 1561 tarihinde şehid edilmiş fakat camisini 946 (1539-40) tarihinde yaptırmıştır. Cami, 1850 tarihinde geçirdiği yangın felâketinden sonra, ihtimal ilk taş kaybolmuş veya mabet ile beraber türbesi de yandığı için taş, kireç haline gelmiş ve yenisini yazmak icab ettiğ i zaman da bu yanlışlık yapılmıştır. Taşın sonradan konduğu ve kitâbesinin de yanlış yazıldığı "Gülfem Hatun bint-i Abdullah" ibaresinden de anlaşılmaktadır. Çünkü, Gülfem Hatun'un babasının ismi H. 949 tarihli vakŞyesinde de görüldüğü gibi Abdullah değil, Abdurrahman'dır. Küçük hazîrede Gülfem Hatun'dan başka üç kişi daha gömülü olup, biri 1050 (1640-4l) tarihinde vefat eden Hüdâyî Aziz Mahmud Efendi Camii mukabelecisi Mehmet Efendi'dir. Gülfem Hatun'un zengin bir kadın olduğu yukarı da söylenmişti. Bunu, Manisa muhasebe defterinden anlıyoruz. Defterdeki kayıtlardan; bu şehirde, Göktaşlı ve Çaprazlar mahallelerine yaptırdığı iki çeşme ve bir mektep için İstanbul'da vakıf dükkânlar, Üsküdar'daki cami için de Manisa'da 30 dükkân vakfettiği anlaşılmaktadır

Photo ofBulgurlu mescit cami Photo ofBulgurlu mescit cami

Bulgurlu mescit cami

Üsküdar’da, Çavuşdere Caddesi ile Tavukçu Bakkal Sokak’ın kesişiminde bulunan Bulgurlu Mescid Cami, 1679 yılında yaptırılmıştır. Camiyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Yol seviyesinde olan mescit, zamanla harap olmuş ve Sadrazam Ragıp Paşa tarafından yeniden ve fevkanî olarak yaptırılmıştır. Bu fevkanî mabet bilinmeyen bir tarihte, Berber Şaban Efendi tarafından yeniden yaptırılmışsa da bir müddet sonra yanmış ve 1852-1853 yıllarında Bağdatlızade Hacı Ahmet Bey tarafından sokak seviyesinde ahşap olarak yeniden inşa ettirmiştir. Bu ahşap mabet de 1958-1959 yıllarında ihya edilmiştir. Son olarak 1995 yılında şu anki haliyle tekrar yapılan cami, tek minareli ve tek şerefelidir.

PictographFountain Altitude 52 ft
Photo ofSafiye sultan Çeşmesi

Safiye sultan Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1141 / M.1728 – 1729 Kitabesi; Melce’-i Şahan Sultân Ahmed-İ âli-cenâb Kim odur sermayâ-İ fahr-i selâtin-i cihan İtdi ol şâhinşeh-i deryâ-nevâl-ü hâyr-hâh Âb-yâri-i inâyetle attâşı kâmrân Ka’idât-ül-beyt-i ikbâli dahi kendi gibi Gûçiş-i bisyâr ile hayr-ı bi-kerân Yapdurup bu çeşme-i bâlâ- terin-i dil-keşi İtdi icrâ fi sebilillâh o bânu-yi zamân Ol Safiyye-hasleti itsün hemîşe ber-karâr Sâyesinde Hüsrev-i dehrin Hüdâ-yi müte’âl Düşdü yek-pâre ona Rahmî bu târih-i latif Çeşme-sâr-ı ümm-i Sultan Bâyezid oldu revân

PictographFountain Altitude 56 ft
Photo ofŞehzade Seyfettin Çeşmesi

Şehzade Seyfettin Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1141 / M.1728 – 1729 Kitabesi; Hıdîv-i bahr-ü ber Sultan Ahmed Han-ı Gazi kim Odur şâhinşeh-i Keyhusrevân-ı ma’delet-âyin Yapub her kûşesinde bir musaffâ çeşme-i dil-cû Bu şehri itdi sîrab ol şeh-i pür-haşmet-ü temkin O şahın kaidât-ül-beyt-i ikbali dahi hakka Cihanı itdiler hayrât-ı bî-ta’dad ile tezyin Bu çeşme-sârı dahi ümm-i Seyfüddin Şehzade Bina idüb utâşın sûz-ü tâbın eyledi teskin Hüdâ hem anı hem şehzadesin hem Hüsrev-i dehri Cihan durdukça mahfuz eylesün âfatdan âmin Didim bir mısra-ı dil-cû ile Rahmi ana tarih Al iç su kıldı icrâ mâder-i Sultan Seyfüddin

PictographFountain Altitude 56 ft
Photo ofGenç Mehmet paşa Çeşmesi

Genç Mehmet paşa Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1141 / M.1728 – 1729 Kitabesi; Menba-ı cud ü kerem kulzüm-ı zehhâr-himem Mâlik-i hüsn-ü şiyem ziver-ı silk-i vüzerâ Sadr-ı cem kevkebe hem-nam-ı halilu’r-rahman Ki odur maide-bahşâ-yı güruh-ı fukara Maksem âb gibi neşr-i keremdir kârı N’ola devrinde suyun bulsa cihân ser-tâ-pâ Ne-aceb oğlu dahi mâil-i hayrat olsa Çünki evlâddadır sırr-ı vucud-ı aba Vâlid-i mâcidine peyrev olub el-hasıl Yapdı bu ceşme-i dil-cuyı Musahib Paşa İsteriz Hakk’dan o destur-I cemilu’ş-şiyemi Eylesun sıhhat-i câvide muvaffak Mevlâ Didi bu mısra-ı bala ile Rahmi tarih Zemzemi nâsa sebil itdi Mehemmed Paşa

PictographFountain Altitude 148 ft
Photo ofAtik valide Sultan kuzey Çeşmesi Photo ofAtik valide Sultan kuzey Çeşmesi

Atik valide Sultan kuzey Çeşmesi

Atik Valide Camii'nin üç tarafında çeşmeler vardır..Mimar Sinan,1583 yılında Nurbanu Sultan adına cami ile beraber yaptırmıştır.

PictographFountain Altitude 56 ft
Photo ofEl hac Mehmet ağa Çeşmesi

El hac Mehmet ağa Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.989 / M.1581-1582 Kitabesi; Mehmed Ağa ol kân-ı mürüvvet Kemîne bende-i Sultan-ı kişver Bian-ı çeşmesine dindi târih Sebîl oldu cihanda mâ-i kevser ahib-i hayrı içün fâtiha

PictographMonument Altitude 171 ft
Photo ofAtik Valide Sultan Tekkesi (Karabaş-ı Velî Tekkesi)

Atik Valide Sultan Tekkesi (Karabaş-ı Velî Tekkesi)

Toptaşı mevkiinde ve Valide-i Atik Camii'nin yan tarafında ve Tekke Önü Sokak üzerindedir. Tekke, bir medrese binası tarzında olup etrafında hücreler, ortasında büyük bir avlu vardır. Nurbânu Valide Sultan tarafından, Toptaşı Camii ile beraber Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Burası âyin günü Pazar olan bir Şabaniyye Tekkesi idi.

PictographReligious site Altitude 180 ft
Photo ofAtik valide cami Photo ofAtik valide cami Photo ofAtik valide cami

Atik valide cami

Eski Valide Camii ve Külliyesi (müftülük kayıtlarına göre Atik Valide Camii) İstanbul'un Üsküdar ilçesinin hakim konumu Toptaşı sırtına II. Selim'in eşi, III. Murat'ın ise annesi Afife Nur-Bânû Valide Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Camii, medrese, tekke, dârüşşifa, dârulhadis, dârulkurrâ, sıbyan mektebi ve imaretten oluşan tesis, Mimar Sinan’ın inşa ettiği tam teşekküllü ve tek parça kalabilmiş son külliye olarak kabul edilmektedir. Mimar Sinan’ın inşa ettiği cami vefatından sonra talebesi Davud Ağa tarafından genişletilmiştir. Son olarak da II. Mahmud döneminde eski İstanbul evlerini andıran ve müstakil bir girişi bulunan hünkâr kasrı ve mahfili eklenmiştir.[1] Yapılış tarihi 1570-1579 tarihleri arasını kapsamakla 1583 yılında Mimar Sinan'ın talebesi Davud Ağa tarafından genişletilmiştir.[2] Mimarisi Külliye, cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, kervansaray, hamam, darülkurra, darüşşifa'dan oluşur. Külliyenin merkezini oluşturan cami ve medrese, kompleksin ortasında yer almaktadır. Şadırvan avlusunun alt tarafında bulunan kapıdan, esas girişi Kartal Baba Caddesinde olan medreseye geçiş sağlanabilmektedir. Külliyenin ana yapısını oluşturan ikinci birimi medrese ise yine Mimar Sinan’ın bir eseri olup yamuk planlı bir avluya sahiptir. Revaklarla süslü medresenin on beşinin talebeye, ikisinin muîdlere, birinin de bevvâba tahsis edilmiş olan toplam on sekiz hücresi bulunmaktadır.[3] Caminin kubbesi altı dayanak üstündedir. İki yanından ikişer yarım kubbeyle çevrelenmiştir. Dışarı doğru çıkıntılı mihrab tarafında beşinci yarım kubbe bulunmaktadır. Mihrab tarafındakiİznik çinileri yer alır. Minareler klasik Osmanlı üslûbuna ters düşen bir tertiple yapı kitlesinin içinde kalmış ve ikinci revak harimin kuzey duvarı hizasında kesilerek birer kemeri yeni inşa edilen duvarların içine gömülmüştür.

PictographMonument Altitude 180 ft
Photo ofAtik valide sıbyan mektebi Photo ofAtik valide sıbyan mektebi Photo ofAtik valide sıbyan mektebi

Atik valide sıbyan mektebi

Mektep, Kartal Baba Caddesi ile Valide İmareti Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sağ köşesindedir. Bugün, meşruta olarak kullanılan yapıya çıkmak için evvela Valide İmareti Sokağı'na açılan kesme taş söveli ve kemerli bir kapıdan küçük bir avluya girilir. Kapının sol tarafında ve kaldırımın üzerinde duran bir Bizans sütun başlığı dikkati çekmektedir. Ulu bir çınar ağacının gölgelediği avlunun sol tarafındaki, korkuluğu ve basamakları kesme taş olan bir merdivenden, dershanenin önündeki sahanlığa çıkılır. Bu kısmın bir revak ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Dershane kare plânlı olup bir sağır kubbe ile örtülmüştür. Kubbe, dört ana duvara ve düz köşe tromplarına oturtulmuştur. Kirpi saçağı binayı fırdolayı çevirir. Kemerli kapısı üzerinde kitâbesi yoktur. İki sıra tuğla, bir sıra kesme taştan yapılan bu klâsik Mimar Sinan yapısı sivri ve düz kemerli pencerelerinden ışık alır. Bir çok tadilâta uğradığı için sokağa bakan pencerelerinin hepsi kapatılmıştır. Okul, Nurbânu Valide Sultan tarafından Valide-i Atik Camii külliıesinin yaptırıldığı sırada 991 (1583) tarihinde inşa olunmuştur. Mektep, 1928 tarihlerinde faaliyetine son vererek, Toptaşı Cezaevi'ni koruyan Jandarma Bölüğü'nün emrine verilmiştir. Bu sırada çok değişikliğe uğramış ve eski merdiven kapatılarak yenisi yapılmıştır.

PictographFountain Altitude 154 ft
Photo ofÇavuş Hasan Çeşmesi

Çavuş Hasan Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1007 / M.1598-1599 Kitabesi; Ve Sakâ-llahu Şeraban tahura Vâlide-i Sultan Murâd Hân-ı Ulâ Dürretü’t-tâc a’mi kim hayrü’n-nisâ Câmi ve hân ve imâret yapdurup Bu arada eyleyüp âli binâ Çün Çavuş Hasan gelüp oldu emin Yapdurup bu çeşmeyi akıtdı mâ Teşne-diller geldükçe nüş idüp Bâ’is-i hayr içün itsünler dua Hâtif-i Kudsi dedi târihini Aynı ile âb-ı Kevserden ola Ali yazdı sene seb’a ve elf tarihini

PictographMonument Altitude 148 ft
Photo ofAtik valide Kervansarayı Photo ofAtik valide Kervansarayı Photo ofAtik valide Kervansarayı

Atik valide Kervansarayı

Kervansaray, 1583'de Mimar Sinan tarafından, Nurbânu Valide Sultan adına camii ile beraber inşa edilmiştir. Bu muhteşem külliye için, Valide-i Atik Camii, bimarhanesi, imareti ve tabhanesi bahislerine bakınız. Misafirhane ismiyle de bilinen kervansaray, bimarhane ve imaret binalarıyla, Bağlarbaşı Caddesi arasında uzanan büyük bir yapıdır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, misafirhaneden Orta Valide Kervansarayı diye bahseder ve; "Bu da cami ve imarethane yanındadır. Yüzer ocaklı, biner beygir alır misafirhanedir. Başka develiği de vardır." der. Her odada bir ocak olduğuna göre 100 oda var demektir. Kervansarayların çalışma tarzı için Mihrimah Sultan Kervansarayı bahsine bakınız. Kervansarayın Toptaşı Caddesi'ne ve Bağlarbaşı Caddesi'ne açılan kapıları vardır. Toptaşı Caddesi'ne bakan kapı, imaret ve bimarhanenin de cümle kapısı olup bu muhteşem kapıdan girip, karşısına isabet eden kapıdan Büyük Avluya geçecek olursak, buranın sağ tarafının imaret, sol tarafının bimarhane ve tam karşısında kervansaray olduğunu görürüz. Arazinin meylinden dolayı imarethane ve bimarhaneye göre yüksektir. Bunlar arasında merdivenler vardır. Kervansaray, imaret ve bimarhanenin revaklı odalarının üzerine oturtulmuştur. Bağlarbaşı Caddesi üzerinde iki kapısı vardır. Bu kapılardan dikdörtgen biçimindeki avlulara girilir. Sağdaki yani medrese kapısı karşısındaki kapıdan, Seyyidler, fierişer ve eşraf gibi itibarlı misafirler binekleri ile beraber alınırlardı. Kapıların üzerinde kapıcıların odaları bulunuyordu. Bunlardan biri hâlâ durmaktadır. Kapıların tam karşısında mermer sütunlu ve başlıklı bir saçak ve bunun arkasında da bir dönem hapishane olarak kullanılan esas kervansaray binaları bulunmaktadır. Bunlar üç bölümden oluşuyordu. Kervansaraylar idare bakımından iki tipe ayrılıyordu. Vakıf olanlar parasızdı. Valide-i Atik Kervansarayı da vakıf idi. Bu nevi kervansaraylarda yolculara eşyalı odalar ve bedava yemek verilir ve işlerine bakılırdı. Bu asırlarda bunun örnekleri Avrupa'nın hiç bir yerinde yoktu. Bu bakım yalnız üç gün sürerdi. Gece olunca kervansaray kapıcısı cümle kapısını kapatırdı. Herşeyden mesul o idi. Kervansarayın etrafında daima bekçiler bulunurdu. Sabah namazından evvel eşyalar yoklanır, herşeyin tamam olduğu görüldükten sonra kapılar açılırdı. Gece asla kapı açılıp, içeriden dışarıya veya dışarıdan içeriye kimse alınmazdı. Evliya Çelebi, İstanbul'da 12, Üsküdar'da ise 11 kervansarayın bulunduğunu belirtmiştir. Kervansarayların bu şekilde denk olması Üsküdar'ın ne kadar hareketli ve mühim bir konaklama merkezi olduğunu gösterir. Valide-i Atik Kervansarayı'nın hemen yakınında, Atpazarı'nda bir çok özel ve paralı hanlar vardı. Bir menzil olan bu ahşap hanlar yakın zamana kadar mevcuttu ki, en meşhuru Suluhan idi.

PictographMonument Altitude 121 ft
Photo ofValide atik hamamı Photo ofValide atik hamamı Photo ofValide atik hamamı

Valide atik hamamı

Üsküdar Valide-i Atik’te, Eski Toptaşı Caddesi üzerinde Valide-i Atik Külliyesi içerisinde bulunan Valide-i Atik Hamamı, 1577-1583 yıllarında Sultan II. Selim’in eşi ve III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bazı kaynaklara göre ise, hamamın, Mimar Sinan’ın kalfası Davud Ağa tarafından yapıldığı söylenmektedir. Uzun yıllar bir marangoz atölyesi olarak kullanılan hamam 1977 yılında restorasyon projesi kapsamında ticaret kompleksi olarak işlevlendirilmiştir. Fakat hazırlanan proje büyük oranda uygulanmamıştır. Proje dahilinde yıkık olan ahşap soyunmalıklar ve çatı feneri betonarme sistemle tekrar inşa edilmiştir. Soyunmalıkların önünde hamama ek, dükkan olarak kullanılan iki yapı inşa edilmiştir. 1985 yılında özgün yapısına uygun olarak yeniden restore edilerek, hamamın, asli işlevine kavuşturulması düşünülmüştür. Yapılan restorasyon çalışmaları sırasında fil gözleriyle aydınlatılan sıcaklık bölümünün üzeri hatalı bir biçimde kurşunla kaplanmıştır. Soyunmalıklar betonarme olarak iki kat halinde inşa edilmiştir. Bilinçsizce eklenen bu yeni unsurlar hamamın özgün mimari özelliklerini yok etmiştir. Geniş, ışıklı bir kubbenin kapattığı sıcaklık kısmında dört halvet, üç eyvan vardır. Ortada sekizgen biçimli göbek taşı bulunmaktadır. Kadınlar kısmının sıcaklık duvarları mozaikle kaplanarak yenileme yoluna gidilmiştir. Günümüzde de hamam hizmet vermeye devam eden bu hamam; Toptaşı Hamamı, Valide Sultan Hamamı ve Orta Valide Hamamı olarak da bilinmektedir.

PictographFountain Altitude 59 ft
Photo ofKatip Mustafa efendi Çeşmesi

Katip Mustafa efendi Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1193 / M.1179-1780 Kitabesi; Sahib-ül hayrat vel-hasenat Kalyonlar Kâtibi Dereli Merhum Mustafa Efendi rıza en lillah el-fatiha

Comments

    You can or this trail